DivxEvi.Com

Site Adresimiz Aşağıdaki Şekilde Değiştirilmiştir..

Yeni Adresi Çevrenize Lütfen Yayınız..

http://divxlerim.org

 
 


Geri Dön   DivxEvi.Com > Ho$ & Be$ > Fan Club & Birlikler

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 08-27-2009, 01:46 PM   #1 (permalink)
Don't Worry Be Happy
 
forever26 - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 1.831
Tecrübe Puanı: 10737510
Rep Puanı : 2147483647
Karizma Derecesi : forever26 forever26 forever26 forever26 forever26 forever26 forever26 forever26 forever26 forever26 forever26
Arrow Eskişehir [26] Fan Club




WeLCoMe To Eskişehir Fan


Kısaca Eskişehir
Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesinde bulunan Eskişehir'in ortasından Porsuk Çayı geçer, Osmangazi Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi nedeniyle bir öğrenci kenti görünümünde olup yaklaşık nüfusu 700.000 dir. Eskişehir, onu özel kılan; Met helvası, Nuga helva, Haşhaşlı çörek, Kalabak suyu, Çiğ börek ve Lületaşı ile meşhurdur. İşlenebilir lületaşı, Türkiye'de yalnız Eskişehir'de çıkarıldığı için Eskişehir taşı olarak da bilinir. Türkiye'de Eskişehir ve Sivrihisar dolaylarında yetişen bir çoban köpeği olan Akbaş'da şehre ait önemli değerlerdendir. Şehir Türkiye'deki demiryollarının kavşak noktalrından biridir. Eskişehir istasyonuna günde dört yönden 60 kadar yük ve yolcu treni uğramaktadır. Haydarpaşa Garından Ankara yönüne giden tüm trenler Eskişehirden geçer. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Havaalanı'nda THY ile İstanbul-Eskişehir arası seferleri ile de seyehat mümkündür. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Havaalanı'ndan kalkan uçaklar Atatürk Havalimanı'na haftanın her günü uçmaktadır. Eskişehir’in ana karayolu bağlantısı İstanbul-Eskişehir-Ankara devlet yoludur. Adapazarı'ndan ayrılan bu yol güneye inerek Bilecik’ten geçer ve Bozüyük’ten doğuya yönelerek Eskişehir il sınırı içine girer. Tüm ili kuzeybatı-güneydoğu yönünde geçen bu yol il ulaşımının omurgasıdır. Merkez ilçe ve Sivrihisar bu yol üzerinde yer alır. İl’in diğer karayolu bağlantıları bu yoldan ayrılır. Eskişehir’de ulaşımı olmayan köy bulunmamaktadır.

Eskişehire Nasil Gidilir..
Nasıl Gidilir? Karayolu: Eskişehir, ülke ulaşım sistemi içinde önemli bir konuma sahiptir. İstanbul’un İç Anadolu ile Ankara’nın da Güney Marmara ve Batı Anadolu ile bağlantısını sağlayan yollar üzerinde önemli bir duraktır. Eskişehir’in ana karayolu bağlantısı İstanbul-Eskişehir-Ankara devlet yoludur. Adapazarından ayrılan bu yol güneye inerek Bilecik’ten geçer ve Bozüyük’ten doğuya yönelerek Eskişehir İl sınırı içine girer. Tüm ili kuzeybatı-güneydoğu yönünde geçen bu yol il ulaşımının omurgasıdır. Merkez ilçe ve Sivrihisar bu yol üzerinde yer alır. İl’in diğer karayolu bağlantıları bu yoldan ayrılır.Eskişehir’de ulaşımı olmayan köy bulunmamaktadır. Demiryolu:Eskişehir, ülke demiryolu sisteminin en önemli kavşak noktalarındandır. Ankara ve tüm Anadolu’ya bağlantılıdır. Merkezi garlar arasındaki mesafeler Eskişehir-Ankara 264 km., Eskişehir-Haydarpaşa 375 km., Eskişehir-Afyon 162 km.dir. Devlet Demiryollarının il içindeki uzunluğu 215 km.dir. Her yöne giden ekspres ve posta trenlerinin kilit noktası durumundadır.

Yapmadan Dönme:
Yazılıkaya’yı (Midas Anıtı) gezmeden,
Sakarıılıca Termal Turizm merkezini ziyaret etmeden,
Şehrin en ünlü yemeği olan çiğböreğinin tadına bakmadan
Eskişehir-Odunpazarı evlerini görmeden, burada hazırlanan yöresel yemekleri yemeden,
Lületaşı hediyelik almadan,
Adalar'da Porsuk'a nazır çay içmeden..



Eskişehir'e gelen arkadaşlar için: ()
-Sıcaksular, Adalar, Esnaf Sarayı, Reşadiye Camii, Kurşunlu Külliyesi, Cam sanatları müzesi, Yediler, Kentpark ve Hamayolu'nu mutlaka gezin.
-Adres sormaktan çekinmeyin.
-Çiğbörek yemeden gitmeyin.
-Mutlaka Kalabak suyunu deneyin.
-Tramvay ve Otobüsleri en az bir kere kullanın.
-Lületaşından bir kaç hediyelik almadan geçmeyin.
-Eğer maç zamanına denk geldiyseniz ve fazla gürültü sevmezseniz stadın 500-600 metre uzağından bile taraftar seslerini duyacağınız için en az 1 kilometre uzaklaşın.




Eskişehir' den Resimler




Doktorlar Caddesi


Tramvayımız


Adalar


Adalar 2..


Odunpazarı Evleri



Odunpazarı Evleri


Odunpazarı


Adalar


Adalar'dan...


Espark AVM


Kanatlı AVM


NEO AVM



Osmangazi Üniversitesi


Osmangazi Üniversitesi içindeki tren


Çarşı


Çarşı-2

Hell Of Eskişehir


>>>Eskişehir Taraftarı<<<

Galatasaray Maçı (4-2)


Yorumsuz..


Adalar


Eskilerden


Eskilerden-2


Kentpark-Yapay kumsal



Anadolu Üniversitesi - Açık Öğretim Fakültesi


Alıntı:
ESKİŞEHİR.

Eskişehir Türkiye'nin en hızlı kalkınan illerinden biridir. 29°58’ ve 32°04’ doğu boylamları ile 39°06’ ve 40°09’ kuzey enlemleri arasında kalan il toprakları, Ankara, Afyonkarahisar, Kütahya, Bilecik ve Bolu illeri ile çevrilidir. Topraklarının büyük kısmı İç Anadolu bölgesinde kalmasına rağmen, Seyitgazi ilçesinde küçük bir alanı, Sarıcakaya ilçesinin tamamı, Merkez ve Mihalıççık ilçelerinin bir bölümü Karadeniz bölgesinde kalır. Trafik numarası 26’dır.


İSMİNİN KÖKENİ.

Osmanlı Devletinin ilk kuruluş yıllarında büyük değer ve öneme sâhib olan bu şehre “Sultanönü” ismi verilmiştir. Bilâhare değerini kaybeden şehir, terk edilmiş görünümü almış ve eski şaşaalı günlerini özleyen halk bu şehre “Eskişehir” demeğe başlamıştır. Asıl ismi olan “Sultanönü” unutulmuştur. Frigyalılar zamânında kurulan târihî “Dorylaion” harâbelerine bakarak bu şehre “Eskişehir” denildiği de kuvvetli rivâyetler arasındadır.


ESKİŞEHİR TARİHİ

Üzerinde asırlarca kanlı ve çok önemli savaşların cereyan ettiği Eskişehir’in bilinen târihi Hititlere dayanır. Hititler zamânında bu bölgeye “Masa” denirdi. Hititlerden sonra Frigyalalılar bölgeye hâkim oldular. Başkentleri Gordion (Polatlı civârı) bu bölgeye yakın olduğundan, krallığın önemli bir bölgesiydi. Eskişehir’in eski ismi “Dorylaion” olup, Frigyalılar zamânında Eretrialı Doryleos tarafından kurulmuştur. Frigyalılardan sonra Lidyalılar bölgeye hâkim olmuşlardır. M.Ö. 6. asırda Persler, Lidya Devletini yıkarak topraklarını istilâ etiler. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender Persleri yenerek Anadolu’yu işgâl etti. Makedonya İmparatorluğu İskender’in ölümü üzerine komutanları arasında taksim edildi. Porsuk Çayının kuzeyinde Bitinya ve güneyinde Galatya krallıkları kuruldu. M.Ö. 1. asırda Roma İmparatorluğu bu bölgeyi ilhak etti.

M.S. 395 Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, bütün Anadolu gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans) payına düştü. Bizans imparatorlarından bâzıları Eskişehir’de oturdular. Bizans’ın kuvvetli bir askerî üssü hâline geldi. Sâsânîler, İstanbul ve Üsküdar önlerine giderken buradan geçtiler. 708 senesinde Emevî kumandanı Abbâs İbnü’l-Velid Eskişehir’i fethetti. Abbâsîler devrinde ise Hasan ibni Kahtaba 778’de Eskişehir önlerine kadar geldi. Araplar Dorylaion’a “Durûlîye” dediler.

1071 Malazgirt Zaferinden az sonra Anadolu Fâtihi ve Anadolu’da Türkiye devletinin kurucusu Selçuklu Kutalmışoğlu Birinci Süleymân Şah’ın başkumandanlığı altındaki Türk orduları Eskişehir’i fethettiler. Birinci Haçlı Seferinin en büyük ve en kanlı meydan muhârebesi Eskişehir ovasındaki Porsuk civârında cereyân etmiştir. “Dorylaion” (Eskişehir) (Porsuk) Meydan Muhârebesi olarak târihe geçen bu savaşta, Kılıç Arslan emrindeki Türk ordusu, Haçlı ordusunu hezîmete uğrattı. Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhûriyetinin varoluşunun kökleri Alparslan’ın Malazgirt ve Kılıç Arslan’ın, Sultan Mes’ûd’un Eskişehir zaferlerine dayanır.

1175’te Bizans İmparatoru Manuel Kommenos Eskişehir’i işgâl etti. Ertesi sene Birinci Mes’ûd’un oğlu İkinci Kılıç Arslan, Bizans imparatorunu Miryakefalon (Karamukbeli) Meydan Muhârebesinde yenerek Eskişehir’i geri aldı. On üçüncü asır başlarında Eskişehir Bizans sınırında bir “uç” olarak bulunuyordu. Ertuğrul Gâzi ve oğlu Osman Gâzi uç beyi idiler. 1289’da Eskişehir-Bilecik- Kütahya vilâyetlerinin kesiştiği bölge, Osmanoğullarının elindeydi. Orhan Gâzi, Eskişehir’in bütün topraklarını Osmanlı Devletine kattı. Osmanlılar, şehrin kendisine Eskişehir derken, civârındaki topraklara “Sultanönü” dediler.

Sultanönü; merkezi Kütahya’da olan (1451’den önce Ankara) Anadolu Beylerbeyliği eyâletinin 14 sancağından biriydi. On dokuzuncu asır başlarında geriledi ve kasaba hâline geldi. Yirminci asır başlarında ise Hüdâvendigâr (Bursa) eyâletinin Kütahya sancağına bağlı 5 kazâdan birinin merkeziydi. On dokuzuncu asrın sonlarında Eskişehir’den demiryolu geçince, yeniden gelişmeye başladı. 1894’te Eskişehir’de 17 câmi, 3 medrese, 4 tekke, 25 han, 700 dükkan ve 2 kervansaray vardı. Rum, Ermeni gibi gayri müslim halk sayısı sâdece 2000 idi. 20 Temmuz 1921 ile 2 Eylül 1922 arasında 1 sene 1 ay 13 gün Yunan işgâlinde kaldı. Yunanlılar Eskişehir’den kaçarken en az yarısını yıktılar, yaktılar ve harâbe hâlinde terk ettiler. Cumhûriyet devrinde sancaklara (mutasarrıflıklara) “vilâyet-il” denilince, Eskişehir il olmuştur. Cumhûriyet devrinde en hızlı gelişen şehir Eskişehir’dir denilebilir. Demiryolu ve karayolu kavşağı olması, sanâyi tesisleri, uçak ve demiryolu fabrikası ve Anadolu’nun en büyük askerî hava meydanına sâhib olması, Eskişehir’in gelişmesinde mühim rol oynamıştır.



ESKİŞEHİR COĞRAFİ BİLGİLER.


Fizikî YapıEskişehir topraklarının yarısı plato, % 22’si dağlar ve % 26’sı ovalardan ibârettir.

Dağları: Eskişehir topraklarındaki dağlar orta derecede yüksek dağlar olup, 2000 metrenin altındadırlar. Başlıca dağları Türkmenbaba Tepesi (1354 m), Kızıldağ (1818 m), Çal Dağı (1690 m), Arayit Dağı (1819 m), Bozdağ (1534 m), Kırgız Dağı (1302 m), Sündiken Dağı (1770 m), ilin en yüksek Dağı olan Türkmen Dağı (1826 m)dır. Dağ silsileleri ise Sündiken, Mihalıççık, Bozdağ, Sivrihisar, Kırgız ve Türkmen dağlarıdır.

Ovaları: Ovalar akarsu havzalarında yer alır. Ovaları çok bereketlidir. Step karakteri gösterir. Porsuk Ovası: Kütahya il sınırı ile Ankara il sınırı arasında Porsuk Çayı boyunca uzanan ovadır. Bu ova Bozdağ, Sündiken, Sivrihisar ve Türkmen dağları ile çevrilidir. Ovanın meyli azdır. Buğday, arpa, yulaf, mısır, şekerpancarı ve pirinç yetişir. Sarısu Ovası: Porsuk Irmağının bir kolu olan Sarısu’yun iki yanındaki ova olup, Bozdağ ve Türkmen Dağı ile çevrilidir. Porsuk Ovası ile birleşir. Buğday, mısır, arpa, şekerpancarı ve pirinç yetişir. Yukarı Sakarya Ovası: Sivrihisar, Türkmen ve Emirdağ arasındaki büyük bir boşluktur. Denizden yüksekliği 800-1000 m’dir. Porsuk Ovası kadar verimli değilse de her tarafı ekilir. Tahıl, mısır, susam, şekerpancarı ve ayçiçeği yetişir. Sakarya Vâdisi:Türkmen Dağının doğusundan Seyitgâzi ve Ankara il sınırına kadardır. Vâdi 200 ile 2000 m arasında genişler ve daralır. Porsuk Vâdisi: Bilecik ve Kütahya’dan iki kol hâline giren akarsular birleşerek Porsuk Vâdisini meydana getirir.

Akarsuları: Eskişehir il topraklarında Sakarya, Porsuk ve bunların küçük kolları vardır. Aslında Porsuk da Sakarya’nın bir koludur. Fakat bu iki akarsu Ankara il sınırlarında Polatlı ilçesinin “Gordion Harâbeleri” bölgesinde birleşirler. Porsuk Irmağı: Kütahya’nın Altıntaş ilçesi yakınlarında Murat Dağından çıkar. Batı-doğu istikâmetine akar, Eskişehir il topraklarını ikiye bölerek il merkezinin ortasından geçer. Debisi 10 metreküptür. Yazın suyu azalır. Sakarya Nehri: Çifteler ilçesinde Sakaryabaşı (Sakarbaşı) denilen yerden doğar. 19-25°C sıcaklıkta kaynayan 5 kaynak, Sakarya’yı meydana getirir. Kaynakların denizden yüksekliği 900 metredir. Sakarya-Eskişehir-Ankara sınırını çizer. Porsuk, Ankara il sınırlarında Sakarya ile birleşir. Sakarya bilâhare Sakarya ilinde Karadeniz’e dökülür. Sakarya’nın Porsuk ile birleşmeden önce debisi 27 metreküptür.

Gölleri: Eskişehir ilinde tabiî göller yoktur. Baraj gölleri ve sun’î göller (göletler) vardır. Gökçekaya Barajı: Gökçekaya köyü yakınında ve Sakarya Nehri üzerindedir. 1967-1972’de yapılmıştır. 910 milyon m3 su toplanır. Yüksekliği 115 metredir. Senede 500 milyon kilovat-saat elektrik enerjisi istihsal edilir ve gücü 300 megawattır. Sarıyar Barajı: Sakarya Nehri üzerindedir.Senede 400 milyon kwh elektrik enerjisi elde edelir. 1950-56 arasında inşâ edilmiştir. Gücü 160 megawattır. 190 milyon m3 su birikir. Porsuk Barajı: Porsuk Irmağı üzerinde sulama, taşkınlardan koruma ve Eskişehir’in içme suyu temini için inşâ edilmiştir. Yüksekliği 98 metredir. 525 milyon m3 su toplanır. Balık yetiştirilir ve etrâfı güzel bir mesîre yeridir. Musaözü Barajı: Porsuk’un kollarından Mollaoğlu Deresi üzerinde sulama ve taşkın önleme maksadıyla kurulmuştur. 1.5 milyon m3 su toplanır, 350 hektar arâziyi sular. Dodurga Barajı: Porsuk’un kolu olan Sarısu üzerindedir. 21.5 milyon m3 su toplanır. 1670 hektar arâzi sulanır. Muhtelif göletler taşkınları önlediği gibi, 200 hektar arâzinin sulanmasını temin eder. Kunduzlar Barajı: Seyitgâzi ilçesinin 16 km güneybatısında Akin Deresi üzerinde inşâ edilmiştir. Yüksekliği temelden 40 metredir. Hacmi 23 milyon metreküptür. Gövde dolgu hacmi de 375.000 metreküptür.İklim ve Bitki ÖrtüsüEskişehir’de sert bir kara iklimi hüküm sürer. Etrâfı dağlarla çevrili olduğu için Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinin tesiri altında kalmaz. Bir kısmında Batı Anadolu ikliminin tesiri görülür. Kışın bol kar yağar, yağmur yağışı azdır. Yıllık yağış ortalaması 368-393 mm arasındadır. Kışlar soğuk, yazlar ovalarda sıcak,yaylalarda serin geçer. Yaylaları azdır. Gece ve gündüz arasında büyük ısı farkı vardır. Sıcaklık -26°C ile +39°C (gölgede) arasında seyreder. İl topraklarının % 42’si ekili-dikili alanlar, % 25’i çayır ve mer’a, % 27’si orman ve fundalıktır. Tarıma elverişli olmayan arâzi % 6’dır. Ormanlar daha çok Batı Anadolu bölgesindedir. Sarıçam, akçam, karaçam ve ardıç ağaçları çoğunluktadır. Akarsu vâdilerinde söğüt ve kavak ağaçları fazladır. Ovalarında her yer ekilmektedir.


ESKİŞEHİR İLÇELERİ

Eskişehir’in biri merkez olmak üzere 13 ilçesi vardır.

Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 447.926 olup, 413.082’si ilçe merkezinde 34.844’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 95, Hekimdağ bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeyinde Sündiken Dağları, güneyinde Türkmen Dağları yer alır. Ovayı Porsuk Çayı sular.

Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pancar, buğday, çavdar ve arpadır. Çimento fabrikası, şeker fabrikası, uçak fabrikası, un fabrikaları, DDY motor fabrikası, Sümerbank dokuma fabrikası, tuğla ve kiremit fabrikaları, şekerleme ve bisküvi fabrikaları, soba fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.

İlçe merkezi, Porsuk Çayı kenarında denizden 792 m yükseklikte kurulmuştur. İzmir-Ankara, İstanbul, Ankara demiryolları ve Ankara-Bursa, İstanbul-Denizli karayollarının geçtiği bir kavşak noktasındadır. İlçe belediyesi 1854’te kurulmuştur.

Alpu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 18.679 olup, 5087’si ilçe merkezinde, 13.592’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28 köyü vardır. İlçe toprakları hafif engebeli düzlüklerden meydana gelir. Topraklarını Porsuk Çayı sular.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pancar ve tahıldır. Sepetçi köyünde çıkarılan lületaşı dünyâca meşhur ihrâç ürünüdür. İlçe merkezi Porsuk Ovasının orta kısımlarında, Porsuk Çayı kenarında kurulmuştur. Eskişehir-Ankara demiryolu ve Eskişehir-Mihalıççık karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 45 km mesâfededir. Merkez ilçeye bağlı bir bucakkken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.

Beylikova: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.946 olup, 5995’i ilçe merkezinde, 4951’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları hafif engebeli düzlüklerden meydana gelir. Topraklarını Porsuk Çayı sular.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl ve pancardır.Hayvancılık gelişmiş olup, küçükbaş hayvan besiciliği yaygın olarak yapılır.İlçede traktör römorku îmâl eden küçük atölyeler vardır.

İlçe merkezi Porsuk Çayı kıyısında kurulmuştur. Eskişehir-Ankara demiryolu ilçeden geçer. Mihalıççık ilçesine bağlı bir bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.

Çifteler: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 20.073 olup, 11.540’ı ilçe merkezinde, 8533’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23 köyü vardır. Dalgalı düzlüklerden meydana gelen ilçe topraklarının büyük bölümü yukarı Sakarya Ovasında yer alır. Türkiye’nin en önemli akarsularından olan Sakarya, ilçe yakınlarında Sakarbaşı olarak bilinen yerden kaynaklanır.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, yulaf ve ayçiçeğidir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Un fabrikaları ve tarım âletleri yapan küçük atölyeler başlıca sanayi kuruluşlarıdır. Modern harada damızlık koyun ve sığır yetiştirilir.

İlçe merkezi, Afyonkarahisar-Eskişehir karayolu üzerinde İhsaniye (Ilıcabaşı) Çayı kenarında yer alır. Osmanlılar zamânında bölgede orduya at yetiştirmek üzere bir hara kurulmuştur. Bir süvâri alayı devamlı burada bulunurdu. Kumarcı Mustafa zulmünden kaçanlar hara yakınlarında yerleşerek Adalı Mahallesini kurdular. 1878-1885 arasında Kırım ve Kafkaslardan gelen göçmenlerin bölgeye yerleştirilmesi ile büyük bir yerleşim merkezi halini aldı. 1954’te ilçe olmuştur. Eskiden kalma 10 han ve bir hamam vardır. İlçe belediyesi 1951’de kurulmuştur.

Günyüzü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.310 olup, 3804’ü ilçe merkezinde, 11.506’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Sakarya Nehri başlıca akarsuyudur.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, baklagiller, yulaf, arpa şeker pancarı, patates ve üzümdür.Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Sivrihisar’a bağlı bir bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânun ile ilçe oldu. İl merkezine en uzak olan ilçedir.

Han: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 4277 olup, 1874’ü ilçe merkezinde 2403’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10 köyü vardır. Dalgalı düzlüklerden meydana gelen ilçe toprakları yukarı Sakarya Havzasında yer alır.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl ve şekerpancarıdır. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. İlçe merkezi gelişmemiş ve köy görünümünde bir yerleşim birimidir. Çiftelere bağlı belediyelik bir köy iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.

İnönü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 9377 olup, 4399’u ilçe merkezinde, 4978’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları hafif engebeli düzlüklerden meydana gelir. Güneyinde Türkmen Dağları yer alır. Dağlar meşe ve çam ormanları ile kaplıdır.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pancar ve buğdaydır. Yüksek kesimlerde yaygın olarak hayvancılık yapılır. En çok küçük baş hayvan beslenir. İlçe merkezi Sarısu Ovasının güneyinde, Türkmen Dağları eteklerinde kurulmuştur. Türk Hava Kurumunun, Planör Uçuş Eğitim Merkezi ilçededir. İstiklâl Harbinde, İnönü Savaşları bu ilçe yakınlarında olmuştur. Kütahya- İstanbul karayolu ilçenin kenarından geçer. Merkez ilçeye bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.

Mahmudiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.267 olup, 5781’i ilçe merkezinde, 5486’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 676 km2 olup, nüfus yoğunluğu 17’dir. İlçe toprakları orta yükseklikde düzlüklerden meydana gelir. Seyit Suyu başlıca akarsuyudur.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı ve arpa olup, ayrıca az miktarda yulaf, baklagiller, soğan, patates elma ve armut yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Anadolu tarım işletmesinde damızlık at, yarış atı, tavuk, koyun, sığır yetiştirilir.

İlçe merkezi, Eskişehir-Çifteler-Afyon karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 46 km mesâfededir. 1954’te ilçe olan Mahmudiye’nin belediyesi 1948’de kurulmuştur.

Mihalgazi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 9059 olup, 4016’sı ilçe merkezinde 5043’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 5 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrili Sakarya Vâdisinde yer alır.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Sebze ve meyve yetiştiriciliği yaygın olarak yapılır. İklimi müsâit olduğundan dört mevsim ürün alınır. İlçe merkezi Sakarya Nehri kıyısında yer alır. Yüzölçümü bakımından en küçük ilçesidir.

Mihalıççık: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 24.088 olup, 4.473’ü ilçe merkezinde 19.615’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 52 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Sündiken dağları engebelendirir. Gökçekaya ve Sarıyar baraj göllerinin bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, yulaf ve soğuk mevsim sebzeleridir. Hayvancılık gelişmiş olup, küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. Orman içi köylerde ormancılık yapılır. İlçe topraklarında asbest, demir, kaolin, magnezit ve talk yatakları vardır.

İlçe merkezi, Sündiken Dağlarının doğu eteklerinde kurulmuştur. Ulaşım yönünden sapa bir yerde kalması yüzünden ekonomik açıdan gelişmemiştir. İl merkezine 92 km mesafededir. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur. İstanbul- Ankara demiryolu Yunusemre köyünden geçer.

Sarıcakaya: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 7996 olup, 3672’si ilçe merkezinde, 4324’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 8 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrili Sakarya Nehri Vâdisinde yer alır.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Çok verimli olan topraklarında sulu tarım yapılır. Sebze, meyve, zeytin ve pamuk başlıca tarım ürünleridir. Bağcılık yaygın olarak yapılır. İkliminin uygun olması sebebiyle dört mevsim ürün alınır. İlçe merkezi Sakarya Nehri kıyısında bir yamaçta kurulmuştur. İl merkezine 47 km mesafededir. 1957’de ilçe olan Sarıcakaya’nın belediyesi 1958’de kurulmuştur.

Seyitgazi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.762 olup, 3223’ü ilçe merkezinde, 21.539’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 28, Kırka bucağına bağlı 19 köyü vardır.Yüzölçümü 1502 km2 olup, nüfus yoğunluğu 16’dır. İlçe toprakları orta yükseklikte tepelik dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Batısında Türkmen Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Seydi Çayı toplar. Yönek Deresi üzerinde kurulan Kunduzlar Barajının arkasında sun’î bir göl meydana gelmiştir. Dağlık kesimlerde çam ormanları vardır.

Ekonomisi tarım ve mâdenciliğe dayanır. Başlıca tarım ürenleri şekerpancarı, buğday, arpa, patates ve baklagiller olup, az miktarda yulaf, soğan ve elma yetiştirilir. Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır. İlçe topraklarında perlit ve bor yatakları vardır. Bor yatakları, Etibank Kırka Boraks İşletmesi Müessesesi tarafından işletilir.

İlçe merkezi Seydi Çayı kenarında deniz seviyesinden 1000 m yükseklikte kurulmuştur. Çok eski bir yerleşim merkezidir. Tarihî eserler bakımından zengindir. İl merkezine 45 km mesâfededir. Belediyesi 1917’de kurulmuştur.

Sivrihisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 37.297 olup, 10.490’ı ilçe merkezinde, 26.807’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 57, Kaymaz bucağına bağlı 8 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir.Topraklardan kaynaklanan suları Porsuk Çayı ve Sakarya Nehri toplar. Kaymaz Barajı arkasında bir sun’î göl meydana gelmiştir.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, arpa, buğday, baklagiller, patates, yulaf ve üzüm olup, soğan, elma, armut yetiştirilir. Yüksek kesimlerde hayvancılık yaygın olarak yapılır. İlçe topraklarında barit, demir, jips talk, toryum ve flüorit yatakları vardır.

İlçe merkezi, kayalık bir tepenin eteklerinde kurulmuştur. Eskişehir-Ankara ve İzmir-Ankara karayolu ilçenin güney kıyısından geçer. İl merkezine 92 km mesafededir. Bir kavşak noktasında bulunması sebebiyle târih boyunca önemli bir şehir olmuştur. Târihî eserler bakımından zengindir. Belediyesi 1877’de kurulmuştur.




ESKİŞEHİR EKONoMİSİ.

Orta Anadolu’nun Ankara’dan sonra ikinci büyük şehri olan Eskişehir, aynı zamanda sanâyi bakımından gelişmiş illerden biridir. Sanâyi geliri tarım gelirinden fazladır. Îmâlât ve inşaat sektöründe çalışan nüfûsun yüzdesi 1970’te 11, 1975’te 9, 1980’de 13, 1985’te 15 civârındadır.

Tarım: Eskişehir tarım bakımından da gelişmiş bir ildir. Hayvancılık, ormancılık, balıkçılık ve avcılıkla geçimini temin eden faal nüfûsun yüzdesi 1970’te 59, 1975’te 63, 1980’de 49, 1985’te 48 olarak görülmektedir. Sulama, gübreleme ve modern tarım araçları kullanılır.Sert kara iklimi hüküm sürdüğünden tarım ürünlerinin çeşitleri azdır. Sarıcakaya ve Mihalıççık’ta meyvecilik ve sebzecilik ileridir. Sarıcakaya havâlisinin iklimi Ege iklimine benzediği için, kar görmez ve yılın dört mevsimi çeşitli tarım ürünleri elde edilir. Toplam 200 bin tona yakın marul, ıspanak, patlıcan, domates, salatalık, biber ve tâze soğan, meyve olarak armut, elma, vişne, kayısı, bâdem, dut, karpuz ve kavun yetişir. Buğday, arpa, çavdar, yulaf, ayçiçeği, patates ve en çok olarak da şekerpancarı elde edilir.

Hayvancılık: Eskişehir’de hayvancılık da çok gelişmiştir. Verim ise Türkiye ortalamasının üstündedir.Koyun, tiftik keçisi, sığır, kıl keçisi ve kümes hayvanları beslenmektedir. Arıcılık gelişmiştir. Çifteler harası İkinci Mahmud Han devrinden beri faaliyettedir. Eskiden burada ordunun süvâri sınıfı için at yetiştirilirdi.

Ormancılık: Eskişehir orman varlığı bakımından zengin sayılmaz. Her ne kadar arâzinin% 27’si ormanlık olarak görülmekte ise de çoğu fundalıktır. Ormanlar, Türkmen, Bozdağ ve Sündiken dağlarının yamaç ve uzantılarında bulunur. 1980’li yıllardaki yıllık ortalama kesim, 40 bin m3 çam tomruk, 8 bin m3 mâden direği ve 10 bin m3 telefon direği ile 150 bin ster yakacak odundur.

Mâdenler: Eskişehir ili mâden bakımından zengin sayılır. Çıkan başlıca mâdenler:

Krom: Özel sektör tarafından çıkarılır. Boraks: Kırka’da Etibank tarafından işletilmektedir. Manyezit: Etibank ve Transtürk Holding tarafından mağnezyum elde edilir. Alüminyumdan hafif ve dayanıklı olan mağnezyum, uzay, otomotiv ve uçak sanâyiinde kullanılır. Bor tuzları: Etibank tarafından çıkarılır. Perlit: Özel sektörce çıkarılır. Lületaşı: Eskişehir’in milletlerarası şöhretlerinden biri lületaşıdır. Deniz köpüğü (Meerschaum) denilen beyaz ve işlenmesi kolay taştan ağızlık, vazo ve süs eşyâsı yapılır. 1981’de Avrupa’ya 11 bin sandık lületaşı ihrâç edilmiştir. Lületaşı pipoların nikotinini emerek tütünün zararını azalttığı söylenmektedir. Lületaşının 5 cinsi vardır. Sırmalı, birim malı, parçalı pamuklu, taneli dökme ve çeltiz gibi isimler alır. 100 kilometrekarelik bir sahada 300’e yakın kuyudan her sene yaklaşık 3500 ton lületaşı çıkarılır. Dünyânın en zengin lületaşı Eskişehir’dedir. Bunlardan başka mermer, linyit, alçıtaşı, amyant, kalsedon çıkarılır.

Sanâyi: Nüfus yoğunluğu, ulaşım imkânı, enerji kaynakları, mâden ve tarım imkânlarının müsâit oluşu, Eskişehir’de sanâyinin gelişmesinde mühim rol oynamıştır. Eskişehir; sanâyisi gelişmiş, ileri bir ilimizdir.Türkye’nin belli başlı sanâyi merkezlerindendir. Başlıca sanâyi tesisleri şunlardır: Un fabrikaları, tuğla ve kiremit fabrikaları, uçak-bakım tesisleri, uçak motor fabrikası, devlet demir yolu fabrikası, çimento fabrikası, basma fabrikası, buzdolabı ve kompresör fabrikası, jant fabrikası, pulverizatör ve su pompası üreten makina fabrikası, yapı malzemesi, makina ve tesis îmâlatı fabrikası, makina sanâyii, cıvata fabrikası, beton sanâyii, gıda, şekerleme, sunta, otomotiv, yem, giyim ve şeker fabrikaları. Eskiden bir tarım kasabası olan Eskişehir, gittikçe bir ticâret, sanâyi, turizm ve sağlık merkezi hâline gelmektedir.

Ulaşım: Eskişehir kara, demiryolu ve hava ulaştırması bakımından büyük imkânlara sâhiptir. Kara ve demiryollarının kavşak noktasıdır. İstanbul- Bilecik-Eskişehir-Ankara ve Ankara-Eskişehir-Bursa karayolu ile İstanbul’u İç Anadolu’ya, Ankara’yı Güney Marmara ve Batı Anadolu’ya bağlar. Köylerinin hepsinin yolları vardır. İlçeleri Eskişehir’e iyi vasıflı yollarla bağlıdır. Askerî maksatla kullanılan büyük bir hava alanı vardır. Haydarpaşa-Ankara demiryolu Eskişehir’den geçer, burada bir hat Ankara istikâmetine diğer hat ise, Kütahya-Afyonkarahisar istikâmetine gider. Böylece demiryolu ile Türkiye’nin her yerine bağlanmış olur. Trenlerin en çok uğradığı yerlerden biri de Eskişehir’dir. Karayolları bakımından İstanbul-Ankara-Bursa üçgeninin ortasında bulunur. Ankara ve Bursa’ya oldukça yakındır. Eskişehir- Bilecik-Adapazarı kavşağı ile İstanbul-Ankara karayoluna bağlanır.


ESKİŞEHİR NÜFUSU.


Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 641.057 olup, 477.436’sı şehirlerde, 163.621’i köylerde yaşamaktadır. Kırsal nüfus 1940’larda % 66 civârındayken gittikçe azalarak 1985’lerde % 32 civârına düşmüştür. Yüzölçümü 13.652 km2, nüfus yoğunluğu 47’dir.

Örf ve âdetleri: Sekizinci ve dokuzuncu asırda İslâm ordularının fethettiği Eskişehir 1074’ten bu yana 917 senedir, Türklerin idâresinde olarak Türk-İslâm kültürüyle yoğrulmuştur. Daha önceki asırlarda yaşayan Hitit, Frikya, Lidya, Pers, Galat, Roma ve Bizans kültürü tamâmen silinmiştir. Osmanlı Devletinin son zamanlarında Eskişehir göç edilen bir merkez olmuştur. Balkan, Kırım ve Kafkasya’dan göç eden Türklerin bir kısmı toplu olarak Eskişehir’de iskân edilmiştir. Örf ve âdetlerde Balkan, Kırım ve Kafkasya’nın tesirleri görülür.

Mahallî kıyâfeti: Köylerde kadınların cepken ve şalvar giyimi yaygındır. Ayrıca atlas peştamal, işlemeli kulak ve elde örme renkli yün çorap, sefal, çetal ve sarka ismi verilen esvaptır.

Mahallî yemekleri: Hamur aşlarıyla et yemekleri meşhurdur. Çiğ börek, kaşık mantısı, Eskişehir böreği, yağlı börek, bazlama, gözleme, bamya çorbası gâziler helvası, aşur aşı başlıca mahallî yemeklerdir. El sanatları: Türkmenler tarafından dokunan kilim, heybe ve seccâdeler meşhurdur. Sivrihisar kilimleri motif, renk ve dokunuşundaki sanat bakımından üstündür.

Folklor: Eskişehir ili folklor bakımından çok zengindir. Kırım, Kafkas ve Rumeli’nin tesiri görülür. Başlıca oyunları Kırım oyunu, Çeçen kılıç oyunu, Dağıstan ağır oyunu, Eskişehir zeybeği ve mendil oyunudur. Halk Edebiyâtı: Eskişehir, halk edebiyâtı bakımından zengindir.Mâniler (şen söyleme) geleneği yaygındır.Yunus Emre asırlardır sevilen tasavvufî halk şâiridir. Mihalıççık’ın Sarıköyü’nde doğmuştur. Sarıköy tren istasyonu yakınında türbesi vardır. On üçüncü asırda yaşamış olup,Taptuk Emre’nin talebesi olmuştur. Konya’dan Âzerbaycan’a kadar çok yerleri gezmiş, gönüllerden gönüllere pınarlar gibi çağlamıştır.

Eğitim: Eskişehir okur-yazar nisbeti % 90’a yaklaşan ender illerden biridir. Okulsuz köy yoktur. İl dâhilinde 55 anaokulu, 525 ilkokul, 14 ilköğretim okulu, 76 ortaokul, 9 meslekî ve teknik ortaokul, 23 lise, 27 meslekî ve teknik okul vardır. İç Anadolu’da üniversiteye giriş oranı en yüksek olan ildir. 1958-1959’da kurulan İktisâdî ve Ticârî İlimler Akademisi, 1981’de Anadolu Üniversitesine dönüştü. Buna bağlı olarak İktisâdî İdârî Bilimler Fakültesi, Fen-Edebiyât Fakültesi, Açık Öğretim Fakültesi, Tıp Fakültesi, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Eğitim Fakültesi, Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri ve Sağlık Bilimleri Enstitüleri, Afyonkarahisar, Bilecik, Bolvadin ve Kütahya Meslek Yüksek Okulları ile öğretim kurumları bulunmaktadır. Sporun muhtelif dallarında başarılı bir ildir.


ESKİŞEHİR MÜZELERİ VE ÖREN YERLERİ


Midas Anıtı
Antik Yazılıkaya'nın kuzeydoğusundadır. Anıt üzerinde Frig yazıları olduğundan Yazılıkaya olarak bilinirse de yazıda "Midas" adı geçtiğinden "Midas Anıtı" denmiştir. Kaya bir tapınak cephesi gibi işlenmiştir. Tapınmaya yönelik bir anıttır. Frig dininin tek tanrısı olan ana kraliçe Kybele için M.Ö. 550 tarihînde, ahşap mimarî örnek alınarak yapılmıştır. Cephesi doğuya bakmaktadır.

Doğanlıkale
Seyitgazi İlçesi'nin Burhaniye (Çukurca) Köyü'ndedir. Kayanın içi Frigler zamanında oyulmuş, Roma ve Bizans Döneminde ilavelerle kullanılmıştır. Çok sayıda oyma mezar ve geçit vardır.

Bahşeyiş Anıtı
Seyitgazi İlçesi'nin Gökbahçe Köyü, Kümbet Vadisi'ndedir. Frig Çağına ait bir kaya anıttır. Kaya, ahşap mimarî taklit edilerek tapınak cephesi biçiminde oyulmuştur. "Mezar Anıt" diye bilinen bu yöre bir tür "kült anıtı" olmalıdır. M.Ö. 5. yüzyıla tarihlenebilir.


ESKİŞEHİR TARİHİ ESERLER VE TURİSTİK BİLGİLER


Eskişehir, târihî eserler ve tabiî güzellikler bakımından zengindir. Şifâlı kaplıca ve içmeleri ve modern konaklama te’sislerine sâhiptir.

Sivrihisar Kalesi: Bizanslılar tarafından yaptırılmıştır. Altı adet kapısı olan bu kalenin ancak yeraltı depoları, sarnıç ve yer üstü tahıl anbarı günümüze ulaşabilmiştir.

Alâeddîn Câmii: İl merkezinde bulunan câmi, Selçuklu Sultânı Birinci Alâeddîn Keykubat tarafından 1220’de yaptırılmıştır. 1262’de Gıyâseddîn Keyhüsrev’in tâmir ettirdiği bu câmi, ilk yapıldığı devirden günümüze kadar çok tâmirâtlar görmüş, sâdece minâresi tâmir edilmeden gelmiştir.

Kurşunlu Câmi ve Külliyesi: Odunpazarı semtindedir. Kânûnî Sultan Süleymân Han devrinde yaptırılmıştır. Vezir Mustafa Paşa tarafından yaptırılan külliye, câmi, kütüphâne, aşhâne ve medreseden meydana gelmiştir. Mîmâr Sinan’ın eseri olduğu tahmin edilmektedir. Câminin yanında 20 odalı medrese, bir kütüphâne ve aşhâne vardır. Büyük kubbesi kurşunla kaplı olduğundan bu isim verilmiştir.

Ulu Câmi: Sivrihisar’da Selçuklu devrine âit kıymetli bir eserdir. 1275’te Selçuklu Emiri Mikâil bin Abdullah yaptırmıştır.Anadolu Selçuklu sanatının en güzel eserlerindendir.

Haskadem Câmii: Sivrihisar’da 13. asır sonlarında, Anadolu Selçuklu hazinedârlarından Necibüddîn Mustafa tarafından hanımı için yaptırılmıştır. Minâresi Anadolu’nun ilk Selçuklu eserlerindendir.

Kurşunlu Câmi: Sivrihisar’da 1343’te Hoca İbrâhim tarafından mescid olarak yaptırılmıştır. 1492’de Şeyh Yusuf tarafından genişletilerek câmi hâline getirilmiştir.

Şeyh Edebâli Türbesi: Odunpazarı mezarlığındadır. Osman Gâzinin kayınpederi olan Şeyh Edebâli’nin türbesidir. On üçüncü asırda yapılmış olup, 19. asırda tâmir ettirilmiştir. Şeyh Edebâli’nin türbesinin Bilecik’te olduğu kabûl edilmektedir.

Seyyid Battal Gâzi Türbesi ve Külliyesi: Türbe, câmi, medrese, imârethâne gibi bölümlerden ibârettir. Tepe üzerindedir. Emevîler zamânında İslâm ordularının başında Bizans’a karşı insan üstü kahramanlıklar gösteren ve “Nakaleia” önünde şehid düşen bir İslâm büyüğüdür.Türkler Nakalein’e Seyitgâzi ismini vermişlerdir. Câmi ve külliyeyi 13. asır başında Gıyâseddîn Keyhüsrev yaptırmış ve 1511’de İkinci Bâyezîd zamânında esaslı bir şekilde onarılmıştır. Seyyid Battal Gâzi Medrese ve İmârethâne Müzesi olarak kullanılmaktadır.

Yûnus Emre Türbesi: Mihalıççık’ın Yûnusemre köyündedir.Yûnus Emre’ye âit olduğu söylenen kabir, Yunanlılar tarafından yıkılmıştır. 1949’da türbe ve çeşme yeniden yapılmıştır. Türbenin kıyısından demiryolu geçmesi üzerine 1971’de bugünkü türbesi yapılarak buraya nakledilmiştir.

Yazılıkaya (Midas Şehri): Han ilçesinin Yazılıkaya köyündedir. Çok sayıda yazılıkaya anıtları, yeraltı geçitleri vardır. Kral Midas’ın mezarının burada olduğu söylenmektedir. Dünyâca meşhur bir yerdir.

Pessinus (Ballıhisar): Sivrihisar ilçesine 16 km uzaklıkta Ballıhisar köyündedir. İzmir’i, Ankara’ya bağlayan (kara yolu) üzerinde Frigler ve sonrasına âit eserler vardır. Bölgede Frig (Kybele) Tapınağı, Bizans Kilisesi ve tiyatro harâbeleri bulunmaktadır.

Mesîre yerleri: Eskişehir’de mesîre yerleri oldukça fazladır. Barajlar, akarsu kenarları ve orman içi dinlenme yerlerinden faydalanılmaktadır.

Orman fidanlığı: İl merkezine 7 km uzaklıkta Karacaşehir köyü kenarındadır. Fidanlığın ortasından geçen Porsuk Çayı bölgeye ayrı bir güzellik vermektedir.

Musaözü: İl merkezine 21 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Bölgede bir sulama barajı bulunmaktadır.

Sakarbaşı: Çifteler ilçesi yakınındadır. Sakarya Irmağının kaynağıdır. Birbirine yakın beş kaynak vardır. Kaynak suları küçük fakat derin bir su meydana getirir.

Kalabaksuyubaşı: Türkmen Dağı eteklerindedir. Şehrin içme suyu olan Kalabaksuyu buradan çıkar. Çam ormanları ve çağlayanları ile güzel bir mesîre yeridir.

Çatacık Ormanları: Sündiken Dağlarındaki yaylalarda bulunan bol içme sulu ve Orta Anadolu’nun en güzel manzaralı ormanlarıdır.

Şöförler Çeşmesi: İl merkezine 17 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Çok güzel soğuk içme suyu vardır.

Kaplıca ve İçmeler: Eskişehir, kaplıca ve içmeler bakımından oldukça zengindir. Bu kaplıca ve ılıcalar muhtelif hastalıklara iyi gelmektedir. Bunların başlıcaları şunlardır:

Eskişehir Kaplıcası: İl merkezinde, Porsuk Çayının güneyinde 5 kaynaktan meydana gelir. Tabiî sıcaklıktadır. Şehir merkezindeki hamamlar bu sıcaksu kaynağından faydalanmaktadır. Bu su varis, kırık ve çıkık ağrılarına ve böbrek taşlarına karşı faydalıdır.

Sakarya Ilıcası ve Mâden Suyu: İl merkezine 32 km uzaklıkta, Mihalgâzi ilçesine bağlı Ilıca köyündedir. Mîde, barsak ve idrar yolları rahatsızlıklarına ve romatizma hastalığına faydalıdır.

Uyuz Hamamı: Alpu ilçesine bağlı Uyuz Hamamı köyündedir. İçme ve banyo kürleriyle faydalanılan kaplıca suyu deri hastalıklarına iyi gelmektedir.

Çardak Hamamı: Günyüzü ilçesi yakınlarındadır. 35°C sıcaklıktaki suyu deri hastalıklarına iyi gelmektedir.


ESKİŞEHİR SEYİT GAZİ MÜZESİ


Müze Eskişehir-Afyon karayolu üzerinde, Eskişehir'e bağlı Seyitgazi İlçesi'nde bulunan tarihî Seyyid Battalgazi Külliyesi'nin müderris odaları ve dershane bölümlerinde faaliyet göstermektedir. Yapı olarak iyi korunmuş külliyenin içerisinde tarihî kişiliklere ait türbeler bulunmaktadır. Bu yapı Selçuklu ve Osmanlı Dönemi mimarî özelliklerini göstermesi bakımından önemlidir.

Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün teşhir müsadesi ile 1966 yılında Seyitgazi Turizm Derneği tarafından ziyarete açılmıştır. Bu mekân 1970 yılında, yeniden düzenlenerek Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne bağlı Müze Memurluğu olarak faaliyetine devam etmiştir. Halen Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne bağlı olarak Seyitgazi çevresinden çeşitli yollarla derlenen eserlerin sergilendiği mekîn müdürlük statüsünde faaliyetine devam etmektedir.

Eskişehir-Afyon arasında bulunan, kuzey-güney doğrultusunda uzanan, Frigya vadisi olarak bilinen ve Seyitgazi İlçesi'ni de kapsayan bölge, Frigler'in dini merkeziydi. Bu bölge, Roma ve Bizans dönemlerinde Nacolea olarak bilinen önemli bir yerleşim yeriydi. Yöredeki eserlerin çoğu; Frig, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalmadır.

Toplam 4783 adet olan eserlerin; 910 adeti arkeolojik, 1810 adeti etnografik, 2059 adeti sikke ve 4 adeti arşiv vesikasıdır. Bu eserlerin 46 adedi müzede sergilenmektedir.

Sergilenen eserler arasında, Seyitgazi İlçe merkezinde bir hafriyat esnasında bulunan Roma Dönemine ait, kucağında çocuk taşıyan ve kolunda Nemea Aslanı'nın postu ile tasvir edilmiş mermer Herakles heykeli bulunmaktadır. Diğer sergilenen eserler; pişmiş toprak testiler-testicikler, mimarî parçalar, mermer heykelcikler, sikke ve mühürler, kaplar, silahlar, kılıçlar, sancaklar, alemler, şamdanlar, gümüş takılar ve giyim eşyalarıdır. Külliye avlusunda Roma ve Bizans Dönemine ait sütun altlıkları ve başlıkları, adak taşları, mezar taşları; Selçuklu Dönemine ait mezar taşları açık teşhir olarak mekânda sergilenmektedir.


ESKİŞEHRİN SİMGLERİ

Yunus Emre

Nasrettin Hoca

FRİG Vadisi

Lületaşı

Kaplıcalar

Bor Madeni

Osmangazi Üniversitesi

Anadolu Üniversitesi




NASRETTİN HOCA


Türk halk bilgesi. Halk dilinde, duygu ve inceliği içeren, gülmece türünün öncüsü olmuştur.
Eskişehir'in Sivrihisar İlçesinin Hortu yöresinde doğdu, Akşehir'de öldü. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.

Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma. Gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Şeriat'ın katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır. Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur.


Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer. Hoca soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez. Sözgelişi onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur. Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi de, Timur'dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halk beğenisi Hoca'yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen, dolaylı olarak, kendi toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır.


Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez, onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar. Bu konuda, başka bir çelişki sergilenir, gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yanyana getirilir. Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, "eşek evde yok" deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün "işte eşek ahırda" diye diretmesi karşısında, Hocanın "eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi" demesidir.
Onun gülmecelerinde, kaba sofuların "ahret" le ilgili inançları da önemli bir yer tutar. "Fincancı Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim" başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur. Toplumda neye önem verildiğini anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca'nın dilinde, halkın tepkisini gösterir.


Nasreddin Hoca'nın etkisi bütün toplum kesimlerine yayılmış, "İncili Çavuş", "Bekri Mustafa", "Bektaşi" gibi çok değişik yörelerin duygularını yansıtan gülmece türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır. Bunlardan ilk ikisi saray çevresinin oldukça kaba beğenisini, üçüncüsü de gene halkın Şeriat'ın katılığına karşı duyduğu tepkiyi dile getirir.




YUNUS EMRE


Yaşamı konusunda yeterli yoktur. Nerede, hangi yılda doğduğu kesin olarak bilinmemekle beraber, Eskişehir'e bağlı Sariköy'un, Yunus'un memleketi olduğu sanılmaktadır. Mezarı da Eskişehir'de, Sarikoy'dedir. Olum tarihi 1321'dir. Bugün bu koy Yunus adıyla anılmaktadır.

Ilk Bektasi sairimiz olup, Tapduk Emre'ye manevi alanda hizmet ederek yetişmiştir .Risaletu'n-Nushiyye isimli bir didaktik mesnevi'si vardır.Konya'ya giderek Mevlana ile tanismistir.

Yunus Emre'nin şiirinde, edebiyat tarihi bakımından, dil, düşünce, duygu ve yaratıcılık gibi dört önemli sorun sergilenir. Bu sorunlar bir görüş ve inanış bütünlüğü içinde ele alınır, insan konusunda odaklaştırılır. Şiirde işlenen konular ise insan, Tanrı, Varlık Birliği, sevgi, yaşama sevinci, barış, evren, ölüm, yetkinlik, olgunluk, alçakgönüllülük, erdem, eli açıklık gibi genellikle gerçek yaşamı ilgilendiren kavramlardır. O, bu kavramları, şiirinin bütünlüğü içinde temel öğe olarak sergilemiştir.

İnsan bir "sevgi varlığı"dır, tin ile gövde gibi iki ayrı tözden kurulmuştur. Tin tanrısaldır, ölümsüzdür, gövdede kaldığı sürece geldiği özün ve yüce kaynağa, tanrısal evrene dönme özlemi içindedir. Gövde dağılır, kendini kuran öğelere ayrılır. İçinde insanın da bulunduğu tüm varlık evreni toprak, su, ateş ve yel gibi dört ilkeden kurulmuştur. Bu dört ilke yaratılmıştır, yaratıcı da Tanrı'dır. Tanrı, bu dört ilkeyi yarattıktan sonra, ayrı ayrı oranlarda birleştirerek varlık türlerinin oluşmasını sağlamıştır. İnsan sevgi yoluyla Tanrı'ya ulaşır, çünkü insanla Tanrı arasında özdeşlik vardır. Ancak, insanın bu madde evreninde bulunması, tinin tanrısal kaynaktan uzak kalması bir ayrılıktır. Bu ayrılık insanı, yaşamı boyunca Tanrı'yı düşünme, ona özlem duyma olaylarıyla karşı karşıya getirmiştir. Gerçekte insan-Tanrı-evren üçlüsü birlik içindedir, var olan yalnız Tanrı'dır, türlülük bir "görünüş"tür. Çünkü Tanrı, kendi özü gereği, bütün varlık türlerini kapsar, her varlıkta yansır. Evreni kuran öğelerle insanın gövdesini oluşturan ilkeler özdeştir. Bu özdeşlik tanrısal tözün bütün varlık türlerinde, biçimlendirici bir öğe olarak bulunmasından dolayıdır. Tanrısal tözün nesnel varlıklarda bulunması bir "yansıma" niteliğindedir, çünkü Tanrı yarattığı nesnede yansıyınca "oluş" gerçekleşir.

Sevgi insanda birleştirici, bütünleştirici bir eğilim niteliğindedir. Yunus Emre, sevgiyi Tanrı ve onun yarattığı tüm varlıklara karşı duyulan bir yakınlık, bir eğilim diye anlar. Sevginin ereği yüce Tanrı'ya ölümsüz olana kavuşmak, onun varlığında bütünlüğe ulaşmaktır. Tanrı insanla özdeş olduğundan kendini seven Tanrı'yı, Tanrı'yı seven kendini sever. Çünkü sevgi kendini başkasında, başkasını kendinde bulmaktır. Sevginin olmadığı yerde, öfke, kırgınlık, çözülme ve birbirinden kopukluk gibi olumsuz durumlar ortaya çıkar. Sevginin değerini yalnız seven bilir, sevmek de bir bilgelik, bir olgunluk işidir. Yeterince aydınlanmamış, Tanrı ışığından yoksun kalmış bir gönülde sevginin yeri yoktur. Bütün varlık türlerini birbirine bağlayan, onları tanrısal evrene yönelten sevgidir. Sevgi bir çıkar aracı olmadığından seven karşılık beklemez. Dost kişi gerçek seven kimsedir (âşık). Dost başka bir anlamda da Tanrı'dır, kişinin gönlünde ışıyan tözdür.

Yunus Emre'de yaşamak tanrısal tözün bir yansıması olan evrende sevinç duymaktır. Çünkü, bütün varlık türlerinde Tanrı görünmektedir, bu nedenle severek, düşünerek yaşamayı bilen kimse her yerde Tanrı ile karşı karşıyadır. Yaşamak belli nesnelere bağlanmak, yalnız gelip geçici varlıkları edinmek için çırpınmak değildir. Böyle bir yaşama biçimi kişiyi tanrısal tözden uzaklaştırdığı gibi yetkinlikten, bilgelikten de yoksun kılar. Yunus Emre'nin dilinde bilge kişinin adı "eren"dir. Eren barış içinde yaşamayı, bütün insanları kardeş görmeyi, kendini sevmeyeni bile sevmeyi bilen kişidir. Onun gönlü yalnız sevgiyle, dostluk duygularıyla doludur. Evreni bir tanrısal görünüş alanı olarak bildiğinden, erenin evrene karşı da sevgisi, saygısı vardır. Erenin gözünde insan bir küçük evrendir, büyük evren ise tanrısal tözün kuşattığı sonsuz varlık alanıdır. Eren olma aşamasına ulaşmış kişide erdem, alçakgönüllülük, eli açıklık, yetkinlik, olgunluk bir bütünlük içinde bulunur.

Ölüm tinin gövdeden ayrılıp tanrısal kaynağa dönmesiyle gerçekleşir. Bu nedenle ölüm tinle gövde arasında bir ayrılıktır. Gerçekte ölüm yoktur, tinin ölümsüzlüğe ulaşması, yüce kaynağa dönüşü vardır. Çünkü, bütün varlık türleri tanrısal tözün yansıması olduğundan, salt ölüm de söz konusu değildir. Ölümün bir başka anlamı da bilgiden, erdemden, yetkinlikten, sevgiden yoksun kalmaktır.

Yunus Emre'nin şiirinde Yeni-Platonculuk'tan kaynaklanan Tasavvuf öğretisinin bütün sorunları bulunur. Bunlara yeni bir çözüm getirmez, Yeni-Platonculuk'un yöntemine dayanarak yorumlar ileri sürer. Bu nedenle onun şiiri Yeni-Platonculuk'un Türkçe açıklanışıdır.

Yunus Emre'nin edebiyat tarihi bakımından, önemli bir yanı da Anadolu'da, Türkçe şiir dilinin öncüsü olması ve tasavvuf sorunlarını yalın, kolay anlaşılır bir dille söyleyişi nedeniyledir. Şiirlerinin ölçüsü, Türkçe'nin ses yapısına uymayan "aruz" olmakla birlikte söyleyişi akıcı, sürükleyici bir nitelik taşır. Tasavvufun en güç anlaşılır kavramlarını, Türkçe'nin ses yapısına uygun biçimde dile getirir, şiirinde duygu ve düşünce birliğinden oluşan bir derinlik görülür. Yer yer yalın halk söyleyişine yaklaşan dilinde anlam-uyum bağlantısı bütüncül bir içerik taşır. Ona göre önemli olan bir sözü etkili biçimde söylemektir. Bu nedenle sözün boş bir kavram olmaması, bir varlık sorununu, bir düşünceyi dile getirmesi gerekir. İnsan ancak söz söyleme yetisiyle insandır, konuşan Tanrı durumundadır. Yunus Emre'de Türkçe, şiir dili olma yanında, düşünceyi içeren, açıklayan bir odak özelliği kazanmıştır.




ESKİŞEHRİN YEMEKLERİ

Eskişehir'in Düğün Yemekleri

Kırım Tatar Mutfağı

Eskişehir'in Geleneksel Yemekleri


ESKİŞEHİR DÜĞÜN YEMEKLERİ



Düğün, dernek yüzyıllardan bu yana; Türk Topluluklarında ayrı bir önemi olan bir konudur. Türkler özellikle bu denlü günlerde, bayram günlerinde özel yemekler yaparak, bütün halka ikram etmişlerdir. Düğün ve dernek insan oğlunun yaşantısında en önemli günlerden birsidir. Yapılan yemekler de elbet o günün özelliğini ve güzelliğini yansıtacaktır.

Bu konuyu üç ana bölümde inceleyebiliriz.


Şehrin eski yerleşim merkezi olan Odunpazarı adı ile adlanan mahalde düğün yemekleri
Kırsal bölgeyi kapsayan Eskişehir'in köylerinde düğün yemekleri
1880 yıllarından sonra Eskişehir ve çevresine göçmen olarak gelen yerleşen toplumun düğün yemekleri. Bu bölümde yine birkaç bölüme ayırmak gerekir. Bunlar geldikleri yerlere göre;
a) Kırım, Romanya havalesinden gelen göçmenlerin özel düğün yemekleri

b) Gümülcine, Batı Trakya'dan gelen halkın düğün yemekleri.

c) Bulgaristan ve çevresinden gelen toplulukların düğün yemekleri

d) Kafkasya, Gürcistan, Abhazya bölgelerinden gelen bu çevreye iskan olan toplulukların düğün-dernek yemekleri


Odunpazarı ve Bölgesi Düğün Yemekleri

Düğün ve dernek bu halkı için en önemli günlerdendir. Bu günlerde ailenin durumuna göre ailenin durumuna göre en az 3 gün, bir hafta, hatta 40 gün düğün yapılır. Düğün yemeklerinin başında düğün çorbası gelir. Bu çorba daha önceden özel aşçılar ve pişiriciler tarafından yapılır. Yapılması şöyledir. Tereyağ konur, yoğurt ilave edilir. İçine ayrıca nohut haşlanıp konulur. Üstüne hafif tereyağ kızartılıp ekilir.

Düğün yemeklerinden en önemlisi bütün parça et yemeğidir. Koyun eti parça olarak gelecek konukların adetlerine göre kızartılır. Yanına patates kızartılır. Yine düğün sahibinin hali vaktine göre yapılır. Bamya yemeği yapılır. Bu yemeğin düğün sofrasında olması bulunması yeni evlenenlere uğur getirir. Daha sonra kış ve yaz olmasına göre yaz ise meyve takdim edilir. Kış ise muhakkak cevizli baklava, güllaç yapılır. Güvey girdikten sonra da pişmaniye çekilir, buna bu yörede tel tel denir. Ayrıca tabi pilav yapılır. Hatta bu bölgede pilav pişiriciler özeldir. Özel olarak tutulur, düğün evinde aş kaynar. Nohutlu pilav pişirir. Ayrıca yaz veya kış olmasına göre pilavın yanına hoşaf muhakkak konur.

Bu saydığımız yemekler Odunpazarı divan takımı için olan yemek*lerdir.

Kırsal bölgeyi kapsayan Eskişehir'in köylerinde düğün yemekleri

Birde kırsal bölgelerde olan yemeklerden söz edelim. Bu bölgelerde de düğünler hala devam etmekte, bir hafta sürenler görülmektedir. Buralarda da düğün sahibi zenginse şehirde ki gibi yapar. Ayrıca bir de Höşmerim yapar. Bu düğün çorbasının ve parça et yemeğinin üstüne yenir. Un, süt ile yoğrularak orta hararette ateş üzerinde karıştırılmak suretiyle pişirilir. Hamur kızarıncaya kadar yapılan bu çevirme işlemi sonunda tercihe göre şeker veya reçel üzerine dökülerek misafirlere ikram edilir. Bu yemek kırsal bölgenin en önemli yemeklerinden biridir. Kırsal bölgede de yine düğün sahibi durumu iyi ise baklava, yapması gerekir.


1880 yıllarından sonra Eskişehir ve çevresine göçmen olarak gelen yerleşen toplumun düğün yemekleri.

1880-90 yıllarından sonra bu bölgeye gelen Kırım, Türklerinin yemekleri de düğün hazırlıklında kendilerine özgüdür. Bu kişiler çiğ börek, göbete ve taze ayran ikram ederler konuklara. ( Göbete ve çiğbörek hakkında bilgi için:


Eskişehir’in Kırsal Kesimlerinde Özel Günlerde veya Özel Konuklar için Yapılan Yemekleri


Toyga Çorbası:

Bu çorba kırsal bölgenin en önemli yemeklerinden birisidir. Şöyle yapılır; Belli bir miktar yoğurt içine un, yumurta, göçe ilave edilir, karıştırılır. Belli bir müddet ateşte tutulduktan sonra karıştıra, karıştıra kabarması beklenir. Çorba koyulaşıncaya kadar bu işlem devam edilir. İçine tuz ve kekik ilave edilir. Konuklara sunulur.

Gözleme:

Bu hem kırsal alanda, hem de Eskişehir'in Odunpazarı bö*gesinde sıkça yapılmaktadır. Ama düğün yemeği olmaz. Kısaca tarifi: Mayasız hamur hazırlanır. Kavrularak ezilen haşhaş, haşhaş yağı ile karıştırılır. Oklava ile açılan hamura sürülür. Yağlı ve haşhaşlı kısım içte kalacak şekilde bir bohça gibi katlanarak tekrar açılır. Ateş üzerinde kızdırılmış olan toprak saç üzerinde çevire çevire kızartılır.


Haşhaş bu bölgede çokça kullanılmakta, yararlı bir besin olduğu için tercih edilmektedir.


Haşhaşlı Lokum:

Mayalı hamur hazırlanarak açılır. Üzerine yağlanmış haşhaş sürülerek yumak haline getirilir. Tepsiye dizilerek fırında pişirilir.


Haşhaşlı Dolama:

Hamur oklava ile ince bir şekilde açılır. İçine haşlanmış mercimek patates ve ezilmiş peynir konur. Daha sonra bir hamur rulo haline getirilip daire şeklinde: dolanır, üzerine sürtülmüş ve yağlanmış haşhaş sürülerek pişirilir.


Haşhaşlı Bükme:

Haşhaşlı hamur dolamaya göre bir az daha kalınlaştırılır. İçerisine haşlandıktan sonra ezilen mercimek, patates ve peynir konur. Bıçak veya hamur işlerinde kullanılan hamur kesme makinesi ile dikdörtgen biçiminde kesilir. Kesilen bu parçalar kare şeklinde katlanarak tepsiye dizilir. Fırında pişirilir. İçine mercimek koyularak yapılan cinsine de "Ağzı Açık" adı verilir.


Sütlü Ovmaç Çorbası

Kırsal kesimde çok yapılan bir çorbadır. Bu çorba için bir miktar su un süt koyulur. Önce una su karıştırılır. Arpacığa benzer katı hamur taneleri elde edilir. Bu hamur parçaları kaynayan suyun içerisine atılır. Suya süt ilave edilir. Tercihe göre hamurlar doğrudan sütün içerisine salınır.


Kafkasya, Abhazya, Çeçenistan bölgelerinden göç eden bazı toplulukların en önemli yemeklerinden birincisi "Çerkez Tavuğu" dur. Bu yemek bu bölge topluluklarına ait olup özel günlerde, bir ağır konuk geldiği zaman ve düğün yemeklerinde yapılır.Yemesi çok lezzetlidir.


Mantı:

Mantının da iki şekli vardır. Bir kıymalısı yoğurtlu sarımsaklı olur, birde mercimeklisi olur.



KIRIM TATAR MUTFAĞI


Tatarlar eski çağlardan beri tarımla ve hayvancılıkla uğraştıkları için yiyecek maddeleri de tarımsal ve hayvansal ürünlerin tamamıdır. Bu yüzden mutfaklarında hamur işine ağırlık verilmiştir. "Tatar hamursuz doymaz." Sözü bunu doğrular. Tatarlar şimdiye değin yemek kültürlerini yitirmemişlerdir. Ancak, yeni kuşaklar güç olduğu gerekçesiyle günümüzde bu mutfağı öğrenip yaşatmak yerine kentteki çiğbörek dükkanlarından yararlanmaktadırlar.


Yiyecek içeceklerle ilgili kullanılan araç gereç ve kapkacaklar:


PEŞ (Fırın)
Eskiden her evde kullanılmasına rağmen, değişen çağa ayak uyduramayan peş, yok olmaya yüz tutmuştur. Şimdi evde kullanılan peş; kerpiç, tuğla ve kiremit parçalarından yapılmaktadır. Peş, evin içinden bir odanın duvarına bitişik olarak yapıldığı gibi, dışarıda ayrı olarak da yapılmaktadır. Yakacak olarak saman kullanılmaktadır. Bu fırınlarda hamur işleri yapılmaktadır. Kışın da soba yerine kullanılmaktadır. Ayrıca bazı peşlere sıcak su elde etmek için bölümler eklenmiştir.
Peşte kullanılan araç gereçler ise
Sürgüş, senek, şiş:
Sürgüş : Peşin yakılması sırasında samanı peşin içine sürmek ve peşin içindeki yanmış samanı çıkarmak içır kullanılır. Yapısı en basit şekilde tanımlayacak olursa, 1 buçuk metre uzunluğundaki bir sırığın ucuna geniş bir tahtanın çakılmasıyia oluşmuştur.
Senek : Oşagk (saç ayağı) ve üzerine konulan Örtmeğ-şası (ekmek saçı) peşin içine koymak ve içinden çıkarmak için kullanılır. Büyük bir çatala benzer.
Şiş : Peşin içinde yanmakta olan samanı alevlendirir. Şiş ile saman karıştırılıp havalandırılır. Böylelikle ateşten daha çok yararlanılır. Yapı olarak uzun, demir bir çubuktur.
Oşagk ve Ötmeğ Şaşı : Oşagk, saç ayağıdır. Üç ayağı vardır. Örtmeğ şaşı ise pişirilecek olan ekmek ya da hamur işinin konulduğu saca denir.
Mutfak düzeninde, bir değişiklik yoktur. Tipik Türk mutfağı örneğidir. Tel dolap, buzdolabı ve tabakların dizildiği raflardan oluşur.


ÇORBALAR
Oğmaç Çorbası :


200 gr.un, 150 gr. kıyma, tuz, 1,5 lt.su, salça ya da kırmızı biber, 125 gr. Yağ.
Yağ ile kıyma kavrulur. Salçası konur. Su ve tuz katılır. Kaynayan suyun içine elle ovulan hamur (oğmaçlar) atılır. 25 dakika sonra servise hazırdır.
Bu çorbada, aynı zamanda süt kullanılarak Odunpaza-rı'nda da yapılır. Burada kültürlerin birbirlerinden etkilendiği görülmektedir.


Mercimekli Lakşa Çorbası :

Haşlanmış yeşil mercimek içine kavrulmuş soğan ile un eklenir. Kaynatılır. Öte yanda bir hamur yapılır yufka açılır. Bu yufkadan kibrit çöpü şeklinde kesilen hamurlar, çorba kaynarken içine atılır. Yoğurtla ve üzerine kızdırılmış yağ gezdirilerek servis yapılır.

Kartoplu Alişke Çorbası:

Yağda soğan, sonra un kavrulur. Su ya da et suyu eklenir. Kaynatılır. Pişmesine beş dakika kala, patatesler incecik dilimler halinde kesilir ve ,çorbaya atılır.
Başka bir kapta un, yumurta, su ve tuz çırpılarak yumuşak ve özlü bir hamur hazırlanır. Çay kaşığı ile küçük toplar oluşacak biçimde bu hamurdan kesilip çorbaya tek tek atılır. Kaynatılır. İçine çırpılmış yumurta sarısı eklenerek ateşten indirilir.

YEMEKLER
Kuzu Sorpa :

Bir tür haşlamadır. Kuzunun bel, kol ve but bölümlerindeki et, kemikli ve iri parçalar halinde parçalanır. Et, tencereden hafif ateşte kendi yağı ve suyu ile kavrulur. Sonra üzerine su eklenir, kaynatılır. İnce kıyılmış taze soğan, taze nane yaprakları, kıyılmış dereotu da eklenir. Etler pişince başka bir kapta hazırlanan un, yoğurt, yumurta sarısı karışımıyla terbiye edilir. Et ve sulu bölüm birlikte servis yapılır.


HAMUR İŞLERİ
Üyken Börek :

250 gr. Kıyma, 1 kg un, üç baş soğan, karabiber, 125 gr. Tereyağı, tuz, su.
Un, su ve tuz karıştırılarak hamur elde edilir. Hamur beş eşit parçaya ayrılarak yufkadan kalın açılır. Çay bardağı ile yuvarlak parçalar elde edilir. Bunların içine kıyma, soğan ve karabiber karışımı içi konulur ve yarım ay biçiminde kapatılır. Suda kaynatılarak pişirilir. 40 dakika sonra suya süzülür. Üzerine kızdırılmış tereyağ dökülür.

Kaşık Börek :

1 kg. un, kırmızıbiber, karabiber, su, tuz, yağ, 250 gr. Kıyma, üç baş normal büyüklükte soğan.
Un, su ve tuz karıştırılarak hamur yapılır. Hamur dört parçaya ayrılır. Bu parçalar yufkadan kalın açılır. Bıçakla iki parmak genişliğinde, kare biçiminde kesilir. Parmak ucuyla iç olan kıyma konulur. Şapka biçiminde kıvrılır. Sonra kaynar suya atılarak pişirilir. 40 dakika sonra kızgın yağa atılan kırmızı biber üzerine konur.
Bu mantılar nohut tanesi büyüklüğünde yapılarak kaşık börek çorbası elde edilir.


Çiğbörek :

1,5 kg un, su, bir çorba kaşığı tuz, yarım kilo kıyma, normal büyüklükte üç soğan, bir tatlı kaşığı karabiber, yağ.
İç Hazırlanışı: Kıyma rendelenmiş soğan ve karabiber karıştırılıp yoğrulur.
Un, su ve tuz karıştırılıp hamur yapılır. Hamur yumruk büyüklüğünde beş parçaya ayrılır. Her parça yufka halinde fakat yufkadan kalın olarak oklava ile açılır. İçler, yufkanın içine ceviz büyüklüğünde parçalar halinde konulur. Yufkalar ikiye katlanıp kesilir. Bu parçalar yağda kızartılır. Şırbörek ayran ve çay ile sunulur.


Göbete (Köbete) :

1.5 kg. un, su, bir çorba kaşığı tuz, yarım kilo kıyma, normal büyüklükte üç soğan, bir tatlı kaşığı karabiber yağ.
İç Hazırlanışı: Kıyma, yarım çay bardağı yağ ile kavrulur. Ayıklanmış ve yıkanmış pirinç katılır. Yarım su bardağı su eklenip pişirilir. Sonra 25 gr. Karabiber katılarak karıştırılır. Un, tuz ve su karıştırılarak hamur yapılır. Daha sonra küçük yumaklar halinde ayrılır. Her yumak ayrı ayrı açılarak, kurumaya bırakılır. Yalnız pazılar açılırken, nişas-talı un kullanılır. Kuruyan yufkalar, kat yağlanarak tepsiye dizilir. Yufkaların yarısına gelince ara malzemesi olan içi yayılır. Sonra diğer yufkalar yağlanarak tepsiye dizilir. Üst kısmı biraz yağlanarak fırına verilir.
Göbete ayran, hoşaf ve çay ile sunulur.


Kırma (Saraylı) :

250 gr. beyaz peynir, 125 gr. Yoğurt, birfincan süt kaymağı, 1 kg. un, su, tuz, yarım su bardağı yağ.
Un, su ve tuz karıştırılıp hamur yapılır. Ceviz büyüklüğünde parçalara ayrılır. Yufka halinde açılır. Her yufka içine ufalanmış peynir konulup biraz yağlanır. Bu yufkalar büzülür, tepsiye sıralanır. Üzerine kaymaklı yoğurt sürülür. Fırına verilir.
Kırma çayla birlikte sunulur. Kırma ya da Kıvırma, bu yöreye göç eden Rumeli göçmenlerinin de baş böreklerinden biridir. Yine, kültürlerin birbirinden etkilendiklerini görüyoruz.


Sarıburma :

250 gr. Kıyma, orta büyüklükte üç patates, tuz, karabiber, 1 kg. un, su, 1 su bardağı yağ.
Patatesler haşlanır. Rendelendikten sonra kavrulmuş olan kıyma ile karıştırılır. Tuz ve karabiber konulur.
Un, tuz ve su karıştırılıp hamur yapılır. Orta büyüklükte parçalara ayrılır. Yufka haline getirildikten sonra kurumaya bırakılır. Kuruduktan sonra alınan yufkalar yağlanır. İkinci katta iç konulur ve biraz yağlanır. Bu iki katlı yufka rulo halinde sarılır. Diğer yufkalar da tepsinin büyüklüğüne göre aynı şekilde sarılır. Tepsinin ortasından başlanarak daire şeklinde sarılır. Üzerine yoğurt sürülerek fırına verilir.

Sarıburma genellikle çay ve ayran ile sunulur.


Cantık :

Un, su ve tuzla hazırlanan hamur, küçük parçalara ayrılır. 105 cm. çapında açılır. Yağlanarak üst üste yerleştirilir. Bu dizilerden biri cantığın alt hamuru, öteki üst hamuru olarak düşünülür. Tepsi yağlanır. Alt hamuru oluşturan dizideki hamurlar elle açılır, tepsiye döşenir. Araya kıymalı patates yemeğinin suyu ayrılarak kıyma ve patatesleri yayılır. Üzeri, ikinci dizideki hamurlar da elle açılarak kapatılır. Alt ve üst hamurlar tepsi çevresinde elle bükülerek kapatılır. Fırında pişilir. Fırından çıkan cantığın üst kısmı bıçakla kesilerek kapak gibi açılır. Ayrılan patates yemeğinin suyu dökülür. Bu kapak yeniden kapatılır. Beş dakika sonra servise hazırdır.


Kıyık :

Kızartılarak yapılan bir hamur işidir. Un, yoğurt, yumurta, karbonat, tuz ile oldukça yumuşak bir hamur yapılır. Dışı bolca unlanarak yarım cm. inceliğinde açılır. Baklava şeklinde kesilir. Kızgın yağda kızartılır. Kabarmış hamurlar yoğurt ya da reçelle servis yapılır.


Tatar mutfağında yaşamın dönemlerinde ve dinsel günlere özgü yiyecek ve içecekler hazırlanır bunlardan bazıları şunlandır.


Doğum;Bebek doğduğunda cıyın adı verilen bir kutlama yapılır. Bütün akrabalar bir araya gelir, yer içerler. Bu kutlamaların değişmez yiyeceği köbetedir. Yanında hoşaf verilir. Bunun gibi kavurma börek de yapılır.

Kavurma Börek ; Köbetenin hamuru ve iç malzemesi kullanılır. Yalnızca biçimi değişir. Birer kişilik yarım daire şeklinde hazırlanır. Bebek doğumlarına, düğün evine, yeni ev yapanlara kutlamaya giderken götürülen bir börektir.


Düğün: Düğünden önce, düğün evine, oraya gelecek konuklara sunulmak üzere karafilli yağlı kurabiye götürülür. Bu kurabiyeler, sinilerin üzeri parlak kırmızı jelatin kağıdıyla kaplanarak ve kurabiyelerin yanında kuruyemişle şekerlemeler de konup düzenlenerek verilir. Düğün sahiplerine kolaylık ve iyilik dilenir. Düğün sahipleri, aileden yaşlı bir bayanı gelen konuklara sunmakla görevlendirirler, o da bunları önceden hazırlanmış bir yiyecek sandığında depolar ve uzun süren düğün boyunca gelen konuklara sunar.


Sakal Bırakma : Erkekler çocuklarını evlendirip torun sahibi olduktan sonra sakal bırakırlar. Bunu mutlu bir olay olarak yakınlarıyla kutlarlar. Yakınlar da bu hayırlı olayı kutlamak için gelirken katlama pişirirler.

Katlama: Yumuşakça tutulan hamur yufka halinde açılır. Üzeri yağlanır. Üç kat yufka, bu şekilde üst üste dizilir. Sonra bunlar rulo yapılır. Rulo hamur iki parmak genişliğinde kesilir. Kesilen parçalar alt ve üst dik olacak biçimde iken oklava ile 8-10 cm. çapında açılır. Yağda kızartılır. Sıcakken üzerine toz şeker serpilir. Toz şeker hem hamurun katmerleri arasına sıkışır, hem de sıcağın etkisiyle hamura yapışır. Böylelikle güzel bir tat oluşur.


Ölüm : Bu olayın yaşandığı evde kıygaşa denen bir mayalı hamur pişirilir.

Kıygaşa: Mayalı hamur hazırlanır. İçine çörek otu atılır. Şöyün karan denen dökme demirden yapılmış yarım küre biçimindeki kazanlarda bol yağ içine mayalı hamur, elde su ile açılarak bırakılır. Kızartılır. O gün kıygaşa, etli patates yemeği ve un helvası eve gelenlere sunulur. Kıygaşa içine kıymalı iç konularak da yapılır.
Arife ve kandil günlerinde kıygaşa pişirilerek dağıtılır. Kıygaşa, evin çocuklarınca kapaklı bakır sahanlara konularak dağıtılır. Komşular, dağıtım yapan çocuğa çerez ya da harçlık verirler. Böylece çocuklar sevinir, komşuluk ilişkileri pekişir.






GELENEKSEL YEMEKLER

ÇORBALAR

GÖCELİ TARHANA

Kullanılacak malzeme (8 Kişilik)
500 gr. göçe (veya yarma)
500 gr. süzme yoğurt
1 su bardağı nohut
1 su bardağı yeşil mercimek
8 bardak su veya et suyu
100 gr tereyağ veya margarin
1 avuç yarpız (Kurutulmuş yabani nane) ve tuz
1 adet yumurta, 2 çorba kaşığı un

Hazırlanışı: Daha önce ıslanıp haşlanan göçe (veya yarma) suyu süzülüp 500 gr. süzme yoğurtla iyice karıştırılıp dinlenmeye bırakılır. Yine daha önce ıslanmış olan 1 er su bardağı nohut ve yeşil mercimek yumuşayıncaya kadar ve suları çekinceye kadar haşlanır ve diğer karışıma katılır. 8 su bardağı su veya et suyu (soğuk) ilave edilip karıştırılarak çırpılmış 1 yumurta ve 2 çay kaşağı un da ilave edilir. Karıştıra, karıştıra orta ateşte iyice pişirilir. (Tuz atılarak)
Eritilmiş 100 gr tereyağ veya margarinde yarpız (kurutulmuş yabani nane) yakılarak çorbanın üzerine dökülüp sıcak, sıcak servis yapılır, arzuya göre acı biber veya karabiberde kullanılabilir.


ISLAK TARHANA ÇORBASI

Kullanılacak malzeme
3 yemek kaşığı tarhana
50 gr. yağsız kıyma
4 diş sarımsak
Yarım yemek kaşığı biber salçası
Bir miktar tuz ve maydanoz.
ateşte kendi yağı ile kavrulur.
ilave edilir, suyu kaynamaya bir süre devamlı 10 dk kaynatılır.
da ilave edildikten sonra çorba servise hazırdır. Afiyet olsun


Hazırlanışı: Tencerede kıyma hafif Sonra salça katılarak yeterince su başlayınca ezilen tarhana suya salınır, bu arada karıştırılır. Sonra sarımsak ve tuzu ilave edilerek
Maydanozlar da ilave edildikten sonra çorba servise hazırdır. Afiyet olsun.


-
DÜĞÜN KÖFTESİ ÇORBASI

Kullanılacak malzeme
1 su bardağı düğü
1 miktar tuz, 1 çay bardağı zeytinyağ
2 adet domates rendesi
4 adet sivri biber (ince kıyılmış)
1 adet yumurta
4 su bardağı su
1 çorba kaşığı un, üzerine maydonoz


Hazırlanışı: Düğü, tuz ve un hamur yapılır. Fındıktan biraz ufak elde yuvarlanır. Yağda kıyılmış biberler hafif kavrulur daha sonra domates rendesi ilave edilir, biraz çevrildikten sonra 1 yumurta kırılır ve karıştırılır ve üzerine kaynar su ilave edilir. Kaynayan suya hazırladığımız humurlar salınır. 10 dk. beraber pişirilir ve servise sunulur


ET VE SEBZE YEMEKLERİ

-
KELEM(lahana) DOLMASI (LAHANA DOLMASI)

Kullanılacak malzeme
250 gr orta yağlı koyun kıyması
5-6 orta boy lahana yaprağı
3 çorba kaşığı ince bulgur
1 küçük boy kuru soğan
1 tatlı kaşığı salça
1 acı kuru biber
5-6 diş sarımsak
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı karabiber


Hazırlanışı: Lahanalar bir tencerede tuzlu suda erimiyecek şekilde haşlanır suyu süzülüp sıkılır. 1 cm eninde boyuna ince şeritler halinde getirilir. Ayrı bir kapta soğan rendelenir. Kıyma bulgur salça tuz karabiber ile bir avuç su katılarak içi yoğrulup hazırlanır. İçten fındık büyüklüğünde parçalar alınıp şerit haline getirilmiş lahanalara döndürerek sarılır. Pişeceği tencerenin dibine acı biber çıtlatılıp yerleştirilir. Dolmalar dizilip kenarlarına sarmısaklar konur. 1 su bardağı su konup kısık ateşte pişirilir.
Not: Yöremizde yufka ile dürüm yapılıp yenir. Yine yöremize mahsus yapılan patlıcan turşusu ile servis yapılır.


-
HARŞIL
Kullanılacak malzeme
I /2 kg ıspanak yaprağı

1/2 kg süzülmüş yoğurt.

2 Adet yumurta
1 ölçek çerkez tavuğı


Hazırlanışı: Ispanak yıkanıp süzülür ve haşlanır, haşlanan ıspanak püre haline getirilir, yoğurt ince kıyılmış taze soğan ve çerkez tuzu ilave edilerek karıştırılır, bu karışım ıspanakla karıştırıldıkdan sonra haşlanmış iki adet yumurta ile süslenip servise sunulur.

-
TAVŞAN GÜVECİ
Kullanılacak malzeme
1 adet küçük parçalara ayrılmış tavşan
2 baş kuru soğan 2 adet patlıcan
1 baş sarımsak
5-6 adet domates
4-5 adet biber (Yeşil sivri)
Tuz-baharat-yağ
Hazırlanışı: Tencereye yağ, soğan, biber, domates ve etin birlikte konur kavrulur. Önceden soyulmuş tuzlu suda bekletilmiş patlıcanlın ilave edilir. Suyu çektirilir, baharatı ve tuzu ilave edilir. Sıcak su ilavesi ile fırında pişirilir.


BÖREKLER VE PİLAVLAR


KATLAMA BÖREĞİ

Kullanılacak malzeme
2 kg un
250 gr. yoğurt
bir su bardağı sıvı yağ
iki bardak su ve tuz


Hazırlanışı: Yukarıdaki malzemeler karıştırılarak yumak haline getirilip dinlendirilir. Biraz un ve nişasta ile tavlanıp, yedi pazı (yufka) açılır. Açılan her pazı yağlanır. Sonra bu pazılar rulo haline getirilir ve birer parmak arayla kesilir. Kesilen humurlar tekrar açılır ve bol yağda kızartılır.
Kabarması için de göbek kısmına kaşıkla hafifçe vurulur. Piştikten sonra üzerine bir miktar toz ya da pudra şeker ilave edilerek servis yapılır.

-
ÇERKEZ SOFRASI (ABISTA)
Kullanılacak Malzeme (4 Kişilik)
1 kg fırınlanmış mısır unu
1,5 kg su
0,5 kg süt
1 çorba kaşığı tuz
0,5 kg Çerkes peyniri
150 gr tereyağı


Hazırlanışı : Süt ve su büyükçe bir tencereye konularak tuz ilave edilip 90 derece kaynatılır, kaynar suyun içerisine mısır unu ilave edilerek tahta kaşıkla karıştırılmak suretiyle pişirilir. Karışım, sertçe bir hamur haline gelinceye kadar pişirildikten sonra sofraya alınır ve yuvarlak bir şekilde sofra üzerine yerleştirilir, ortası kaşıkla oyulduktan sonra içerisine tereyağı konulur, etrafına çerkes peyniri dizilir ve ayn bir tabak içerisinde öncede hazırlanan çerkes tavuğu ile birlikte sıcak olarak servise sunulur.


YUFKALI BÜRYAN (Börek)
Dış Malzeme : 1 yumurta, 2 çorba kaşığı yoğurt, 1 çorba kaşığı zeytinyağı, 1 çay kaşığı tuz ile aldığı kadar un ile yumuşak bir hamur yoğrulur.
Bu yoğrulan hamur 8 eşit parçaya ayrılarak yumak yapılarak, üstü ıslak bezle örtülerek yarım saat bekletilir.
İç Malzemesi : 1 piliç, 2 su bardağı pirinç, bir havuç, soyulmuş badem, kuşüzümü, tarçın, yenibahar, karabiber, bir tatlı kaşığı şeker, 1 orta boy soğan, 1 çay kaşığı zeytinyağı.


Hazırlanışı : Piliç haşlanarak, kemiklerinden ayıklanarak, iri olarak parçalanır. Diğer tarafta zeytinyağında önce bademler kızartılarak bir tabağa alınır. Soğan aynı yağda sarartılır. Haşlanmış pirinç ilâve edilerek 1-2 dakika karıştırılır. 3 bardak tavuk suyu ilave edilir. Pilav gibi pişirilir. Suyunu çekince üzerine diğer içi malzemeleri eklenir( et, badem, baharat). Yoğrulan hamur baklava usulü, nişasta ve un ile tek tek açılarak ve aralan yağlanarak 4 yufka tepsiye kenarlan taşınlarak döşenir. Ortasına hazırlanan iç konur. Diğer 4 yufka buruşturularak, üst üste yağlanarak konur. Alttan taşınlan yufkalar kenarlan kıvrılarak kapatılır. Üzeri yağlanır. Sıcak fınnda üstü pembeleşinceye kadar pişirilir. Sıcak olarak servis yapılır.











İmzanıza Aşağıdaki Kodu Ekleyerek Bize Destek Verebilirsiniz


PHP Kodu:
[center][font=Trebuchet MS][size=1][color=#4169e1][b]o.O [/b][url="http://www.divxlerim.com/showthread.php?t=316697"][font=Trebuchet MS][size=2][color=royalblue][b]Eskişehir [26] Fan Club [Herkesi Bekliyoruz][/b][/color][/size][/font][/url][color=royalblue][size=1][b][font=Trebuchet MS]O.o[/font][/b][/size][/color][/color][/size][/font][/center] 
o.O Eskişehir [26] Fan Club [Herkesi Bekliyoruz]O.o

Alıntı:
FoReVeR26´isimli üyeden Alıntı
İYİ BİR ESKİŞEHİRLİ
1.Amatör kümede de olsa Eskişehirspor'ludur.
Kulübe filan gitmiyorum ama Eskişehirsporluyum.
2.Kentini sever, Eskişehirli olmaktan her zaman onur duyar.
Elbette ki
3.Hamamı sever(Yıkanmadan havuza girmez)
Evet
4.Soğuk havaya alışıktır (Sıcağı sevmez)
Tabii ki Eskişehir'in kışı kuru ayazdır.
5.Kalabaksuyu içer (her evde yedek bir bidon vardır)
Çok doğru. Kalabak suyu içeriz.
6.Patikçi Kadir, Kör kamil , Baki Dalyancı , Sarar , Aşçı Mahir , Trakyalı , Alçak Hamam , Dekovil ,Pazartesi
hamamı ,
Bayat , Çarşamba pazarı , Abdülselam kuzulu köftecisi isimlerini iyi bilir.
Bu isimler hafızamda iyi yer tutuyor.
7.Bu kentin velisi de delisi de makbuldur diyerek Deli İbrahim'i çok iyi bilir ve hoşgörü gösterir.
Evet Doğru, Deli İbrahim'i ne zaman görsem yazın elinde soğuk ayran ya daka kışın sıcacık çay vardır esnafımızca verilen.
8.Kentten ayrıldığında uçak ve tren sesini özler.
Ah evet ya...
9.Mutlaka Sakarya okur (İnternetten olsa bile)
Eh okumaya çalışıyoruz.
10.Bademlikte mutlaka havuza girmiştir. Bademlikte mutlaka bir bardak çay içmişliği vardır.
Havuza girmek hariç evet. Ondan da puan kırma ama
11.Kanlıkavak , Nuribey , Regülatör görmeyen Eskişehir'li yoktur.
Doğru yoktur.
12.Haşhaşlı ve çibörek mutlaka yemiştir.
Aaa yemedi dersen ayıp olur
13.Dürüsttür yalanı dolanı bilmez ve politikayı sevmez.
Çok doğru
14. Tatarı , manavı ,karadenizlisi , çerkezi , göçmeni hep barış içinde yaşar.
Bu da doğru

Eskişehirli olmak;

-dakikada bir kalkan jet seslerinden irkilip te, havaya bakmamaktır.
Doğru sık sık jet kalkar.
-yayalara yeşil ışık yanmadan karşı tarafa, yol boş olsa bile geçmemektir.
Doğru sayılabilir.
-kar yağdığında kartopu oynamayacak kadar kara alışıktır, ama bir kardan hatun mutlaka yapılır
E mutlaka!

Fan Club Üyeleri Ve Eskişehir Severleri:


1- å®D¦NåL
2-dvdmarketi
3-K i и G
4-Jeremias
5-Jwolume
6-VeniCreatorSpiritus
7-eye_yash
8-tevez26
9-cerkiner
10-paduwan
11-Polat03
12-buraxbey
13-meto_26
14-Orion69
15-kingheaven26
16-selimhan26
17-mkvci1
18-iso2626
19-fossa
20-SaLCaNo
21-sessiz026
22-ozguroz77
23-interkolik
24-death2644
25-vusilusi
26-ρ¹ťťظцℓℓ
27-msa74
28-leer26
29-hascetin26
30-cuppa
31-Xander_C
32-janty
33-jawseren
34-MЯ.@đoηis
35-I3Lue
36-BoreAs_26
37-
38-
39-
40-
41-
42-
43-
44-
45-
46-
47-
48-
49-
50-

İmzanıza Aşağıdaki Kodu Ekleyerek Bize Destek Verebilirsiniz

PHP Kodu:
[center][font=Trebuchet MS][size=1][color=#4169e1][b]o.O [/b][url="http://www.divxlerim.com/showthread.php?t=316697"][font=Trebuchet MS][size=2][color=royalblue][b]Eskişehir [26] Fan Club [Herkesi Bekliyoruz][/b][/color][/size][/font][/url][color=royalblue][size=1][b][font=Trebuchet MS]O.o[/font][/b][/size][/color][/color][/size][/font][/center] 

Konu forever26 tarafından (05-25-2010 Saat 02:51 PM ) de değiştirilmiştir.
forever26 isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Reklam
Eski 08-27-2009, 03:19 PM   #2 (permalink)
███`
 
å®D¦NåL - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 2.669
Tecrübe Puanı: 6849491
Rep Puanı : 1369872729
Karizma Derecesi : å®D¦NåL å®D¦NåL å®D¦NåL å®D¦NåL å®D¦NåL å®D¦NåL å®D¦NåL å®D¦NåL å®D¦NåL å®D¦NåL å®D¦NåL
Tanımlı

Yaz kardeşim yaz : )
å®D¦NåL isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Eski 08-29-2009, 07:08 AM   #3 (permalink)
Don't Worry Be Happy
 
forever26 - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 1.831
Tecrübe Puanı: 10737510
Rep Puanı : 2147483647
Karizma Derecesi : forever26 forever26 forever26 forever26 forever26 forever26 forever26 forever26 forever26 forever26 forever26
Arrow

arkadaşlar sitemizdeki tüm Eskişehilileri, Eskişehir'de okuyanları, okumuşları, askerlik yapanları, yapmışları, Eskişehir'e gelip gezenleri beğenenleri ve eskişehirde sevdiği olanları veee ES-Es dizisi severleri fan club'ımıza bekliyorum.
forever26 isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Eski 09-02-2009, 10:08 PM   #4 (permalink)
Üsteğmen
 
dvdmarketi - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 404
Tecrübe Puanı: 1156200
Rep Puanı : 231229641
Karizma Derecesi : dvdmarketi dvdmarketi dvdmarketi dvdmarketi dvdmarketi dvdmarketi dvdmarketi dvdmarketi dvdmarketi dvdmarketi dvdmarketi
Tanımlı

Beni de ekleyin.Hemen hemen her sene geliyorum Eskişehir'e.Seneye belki üniversiteye gelirim...
dvdmarketi isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Eski 09-06-2009, 01:04 AM   #5 (permalink)
Downlo:D Always ;]
 
K i и G - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 6.652
Tecrübe Puanı: 10737548
Rep Puanı : 2147483647
Karizma Derecesi : K i и G K i и G K i и G K i и G K i и G K i и G K i и G K i и G K i и G K i и G K i и G
Tanımlı

Beni de ekleyebilirsin dostum... Güzel bi tanıtım olmuş...
K i и G isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Konu Seçenekleri
Modları Göster

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:10 PM .


Telif Hakları vBulletin v3.8.5 © 2000-2010, ve
Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
Tercüme Eden : ReSSaM
Made ßy | spdrmn

Reklam Vermek için networkreklam@gmail.com Adresine e-mail gönderiniz

For Advertising contact networkreklam@gmail.com

ÜYELER İÇİN YASAL UYARI


Forum alanlarını kullanırken; 3.Şahısların kişilik ve gizlilik haklarını ihlal edici iletiler yazmak, Pornografik görüntüler paylaşmak, Hak sahibinden izin almadan MP3, Film, dizi, video, yazılım gibi eserleri doğrudan paylaşmak, ayrıca ilgili lisans sahibi olmayan sitelere erişim için link paylaşmak hukuka ve yasalara aykırıdır. T.C. yasalarına ve hukuka aykırı olan bu tür paylaşımlar site içerisinde tespit edildiği veya hak sahibi tarafından şikayete konu olduğu takdirde, kullanıcı siteden uzaklaştırılacağı gibi, sistem tarafından tutulan kayıtlar, talepleri halinde yasal mercilere verilebilecektir.

HAK SAHİPLERİNE ve YASAL MAKAMLARA

Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan “yer sağlayıcı” olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz “uyar ve kaldır” prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, hukukiletisim@gmail.com  mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır. Ayrıca, mahkemelerden talep gelmesi halinde hukuka aykırı içerik üreten ve hukuka aykırı paylaşımda bulunan üyelerin tespiti için gerekli teknik veriler sağlanacaktır.


 


okey oyna video izle dizi izle okey oyna okey film izle oyun indir porno izle dizi izle