|
Orgeneral
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 3.805
Tecrübe Puanı: 10737568
Rep Puanı : 2147483647
|
2.Etap Yazıları...Hadi Oylamaya Katılın,Çanakkale Şehitleri'mizi Analım...!!
ÇANAKKALE KONULU YAZILARIMIZI SONUNDA TAMAMLAYABİLDİK.ALTTA HEPSİNİ BANA GÖNDERİLME SIRASINA GÖRE YAYINLIYOR VE BEĞENİLERİNİZE SUNUYORUM ARKADAŞLAR..
BENCE HEPSİ BİRBİRİNDEN GÜZEL VE İÇTEN,AMA AMAÇ HEM OKURKEN ŞEHİTLERİMİZİ ANMAK,HEM EN İYİYİ SEÇMEK...
YAZILAR OKADAR DOKUNAKLI Kİ OKURKEN O ZOR GÜNLERİN ACISINI YENİDEN YÜREĞİNİZDE HİSSEDEBİLECEĞİNİZE İNANIYORUM...
SEHİTLERİMİZİN RUHLARI ŞAD,MEKANLARI CENNET OLSUN...RUHLARINA "FATİHA" YOLLAMAK DA BORCUMUZ OLSUN...
ANKETTE KONUNUN AĞIRLIĞINDAN DOLAYI ZOR SEÇİM YAPABİLİRSİNİZ DİYE DÜŞÜNDÜM,BU YÜZDEN BİRDEN FAZLA KİŞİYE OY VEREBİLECEKSİNİZ...
KOLAY GELSİN,BAŞARILAR ARKADAŞLAR..
( NOT;bu anket tamamlanana dek,3. etap konumuz olan "ben çocukken...???" konulu yazılarınızı da pm le bekliyorum,ki bu anketi kapatınca akabinde onu açalım...)
1.YAZI;
Alıntı:
Kınalı Kuzularımızın Zaferi
Aslında söylenecek şey o kadar fazlaki..
Bu vatan uğruna canlarını feda eden genç,yaşlı,kınalı kuzularımızın zaferidir bu.
Bu öyle bir zaferdir ki o dönem,İtilaf devletleri en büyük donanma filosu ile İstanbul'u fethetmek için Çanakkale kıyılarında savaşa başladı.Bu savaşta çok yiğitler kaybettik.Karşılığında büyük zaferimizi kazandık.Sesimizi tarihin sayfalarına "ÇANAKKALE GEÇİLMEZ" olarak yazdırdık.
Bu zafer siperlere top taşıyan mermi taşıyan cefakar analarımızın,vatanı için gözünü kırpmadan canını feda eden kınalı kuzularının zaferidir.ANZAK askerleri bile o dönemdeki günlüklerinde "Böyle bir VATAN sevgisini TÜRK'LER kadar kutsal sayıp,yaşatan başka bir milletin olamayacağını" söylerler.
Üstüne giyecek düzgün bir kıyafeti olmayan,öğünlerde karşılarına gelen tabakların aş değil vatan aşkı dolu olduğunu görenlerin,bu aşkla karınlarını doyurup cepheye savaşmaya giderlerin zaferidir bu.Esir düşen ANZAK askerine kendi aşını veren yaralarını saran yiğitlerin zaferidir bu.Tarihe adını kanlarıyla yazdıran şehitlerimizin zaferidir bu..
Unutmadık,unutmayacağız,unutturmayacağız!Ruhunu z şad olsun adınız,kanınız ve zaferiniz gururumuzun temelidir.
Ölümsüzsünüz!
|
2.YAZI;(yayınlamayı unuttuğum parçaları ekledim,yazarımızdan çok özür diliyorum..)
Alıntı:
Ali ile Mehmet'in Öyküsü..
Uzaktan gelen seslerle irkildiler. Sesleri duymaya çalıştılar. Dün gece yağan yağmur yüzünden her yer çamur olmuştu. Keşke sadece çamur olsa diye iç geçirdi Ali. Daha birkaç gün önce yaşananlar yüzünden toprağı kan bürümüştü, sığınmaya çalıştıkları bu küçük siper çamur olmasına çamurdu, yere yattıkça daha çok çamura beleniyorlardı ama çamura karışmış kan ve onun kokusu, işte bu iğrendiriyordu Ali’yi…
Dürbünü eline aldı ve sesin geldiği yeri bulmaya çalıştı. Gelenler dost mu düşman mı bilmiyordu ve Allah biliyordu ki iliklerine kadar korkuyor, sadece arkadaşlarından biri olmasını umut ediyordu. Birkaç dakika ufku seyretti, kimseyi göremedi.
“ Ingılızlar mı Ali gardaş…”
Sis vardı etrafta, Ali görmek istese de sis engel oluyordu görmesine. Uzandığı yerden kalktı ve sipere çöktü yeniden. Mehmet’e baktı ve yüreği cız etti. Yüzü sapsarıydı Mehmet’in ayağındaki kurşun çok geçmeden öldürür onu diye düşündü ve elinden hiçbirşey gelmemesine öfkelendi birde. Sadece kısık sesle başını salladı.
“Göremem kızan, sis çökmüş gari göz gözü görmiir”
Ali’nin elini tuttu Mehmet, sevgi dolu umut dolu bir bakışla döndü Ali’ye;
“Bizim oralarda şimdi herkes tarladadır, tarlada çalışiydir. Uzak bizim oralar bilin mi Ali gardaş? Anam bir şeyler eker toprağa, babam ilen gardaşlarım öküzülen tarlayı sürürler şimdi. İki bacım var, çok oldu görmeyeli. Evlenip gitmişler midir ha Ali gardaş? Ayran yapardı eskiden Ayşa, bana, anama, gardaşlarıma. Tarlayı sürdükten sonra içmesi, serinlemesi ne güzeldir bilir misen? Anam, bekler beni bilirim, çok oldu görmeyeli anamı…”
“Göreceysen ananı Memet, hani o annattığın kız var ya evleneceysin onlan, kızanların olacak Memet, efendi olacağsın, kızanlarnan süreceğsin torpaanı, sabret hele kızan, gelir bizimkiler.”
“Yalan gonuşma Ali gardaş, öliyem ben, ama sözünü ver bağa, göreceğsin bizim oraları, şimdi güzeldir bizim oralar…”
“Sus!” dedi Ali gözünde yaşlarla, “Sus Memet, bekle gelecek bizimkiler.”
“Bacım rahat yatacak evinde Ali. Haso gardaş, Hüso, Ahmet, Sülo gitmeyecek savaşa… ölüyem ben gardaş bunun için.”
Ağlamaktan gözleri şişmeye başlamıştı Ali’nin, bütün gücünü toplayarak ayağına baktı Mehmet’in.
“Vatan” dedi içinden, “Kıpkırmızı, her yeri kan… İngiliz, soyun kurusun!”
Sesler yankılanıyordu her yerden. Savaş vardı her yanda ve midesi sanki buna inat guruldarken Ali’nin tek düşündüğü eli, elindeki Mehmet’ti.
“Bırak İngiliz, soyun kurusun” dedi, “Bırak, yetişsin bizimkiler…”
Ayak sesleri… Gittikçe yaklaşıyordu.
“Bizimkiler olsun” diye dua etmeye başladı Ali, “Allah’ım ne olur bizimkiler olsun…”
Sesin geldiği yöne bakmaya başladı, bir an aklına silahını doğrultmak geldiyse de vazgeçti bu fikirden. Sonunda göründü gelenler. Dost mu düşman mı olduğunu anlamaya çalıştı. İngilizleri görünce küfretti. Elini Mehmet’ten ayırıp silaha uzanmak istedi. Bırakmadı Mehmet. Daha fazla sıkmaya başladı. Gözleri açıldı birden Mehmet’in, gülümsemeye başladı.
“Bak bacım evlenir orda, üzerinde beyaz gelinlikle bana koşar şimdi. Bak Ali gardaş, gardaşıma bak, beni görmeye gelmiş. ”
“Sus! Allah’ın adını andım Memet, sus…”
Sanki yüzü bir kat daha sarardı Mehmet’in, dudakları titremeye başladı. Titremeye başladı kelimeleri.
“Bacım niye beyaz gelinlik giymiir, kırmızı gelinlik niye giyiir Ali?”
“…”
“Ali, ağliir gardaşım…”
İki asker, ellerinde silahla iyice yaklaşmışlardı. Ölüm geliyor. diye düşündü Ali. Ailesi geldi aklına. Kardeşleri, arkadaşları, ama en çok annesi… Kalkıp ailesini katledenleri öldürmek için savaşmak istedi. Silahla, olmuyorsa elle, en azından savaşarak. Doğrulacaktı ki tekrar elini sıktı Mehmet.
“Geçemezler”
Anlamadı Ali, etrafına baktı ama kimseyi göremedi.
“Geçemezler, vermeyiz bu toprakları İngiliz piçine…”
“…”
“Gardaşlarım geliir, ben ölürem, arkamdan onlar gelir, onların da kanı akar ama vermezler bu toprakları, bu toprakları alamayacaklar!”
Gözleri doldu Ali’nin… Mehmet’e baktı. Fark etti ki o ölüe kucak açmış asker doğrulmaya çalışıyor, şaşırdı birden. Mehmet’in yüzüne baktı ve son bir gayretle ayağa kalkıp gülümsediğini gördü.
Gülümsüyordu Mehmet,
“Adana sıcahtır, ölüm gadar, ama Adana gadar Gelibolu vatandır, vatanımdır, bırahmam İngilize…”
“Memet…”
“ÖLELİM ALİ, SON KEZ, TORPAK İÇİN, YURT İÇİN!”
Bütün gücüyle ayağa kalktı Mehmet ve elinde silahı, düşmana koşmaya başladı. Arkasında Ali, gözünde yaşlarla, düşmana mermi yağdırmaya başladı… Mehmet koşuyordu düşmana, ne bir mermi sıktı ne de vücuduna saplanan mermilerle yere düştü. Her adımda biraz daha yaklaştı düşmana, ilkine bıçağını ikincisine süngüsünü sapladı. Her adımda biraz daha devleşiyordu…
Düşman mangası bu deliliği görünce dağılmaya yüz tuttu. Bir yanda yağan mermiler, diğer yanda bir ayağı neredeyse olmayan, mermilerle paramparça olmuş vücuduna rağmen düşmeyen, haykıran, haykırdıkça büyüyen bir hayalet. Her saniye birisini kaybettiler, attıkları her adım, ölüm oldu.
Son kurşunu atan askeri de bıçağıyla yere serdi Mehmet. Ayakta olmasına rağmen, Ali’ye baktı ve gülümsedi yeniden;
“Ahdın var Ali, göreceksin ölümü, Adana’yı, göreceksin bacımın düğününü.”
Dizleri yere düştü Ali’nin. Gözyaşlarını tutamıyordu, Mehmet’e baktı ve haykırdı:
“Ahdımdır!”
“AHDIN VAR ALİ, VERMEYECEKSİN VATANI, GEÇİRMEYECEKSİN DÜŞMANI!”
“AHDIMDIR!”
Gülümsedi yeniden Mehmet, ve yere düşmeye başladı, son sözlerini de düşerken söyledi;
“Vatan, kırmızı… Düşman kanıyla sulanacak… GARDAŞLAR İÇİN, ÇANAKKALE GEÇİLMEYECEK!”
Ali, gözlerinde yaşlarla sadece Mehmet’e baktı ve seslendi var gücüyle:
“ŞEHİDİM! ŞEHİDİZ! ÇANAKKALE GEÇİLMEZ! ÖLÜME İNAT!”
|
3.YAZI;
Alıntı:
KOCA BİR VATANDIR ÇANAKKALE...
Sadece bir Savaş değil KANLI BİR DÜĞÜN!
bir Milletin yeniden var oluşudur Çanakkale...
Denizin Maviliğini kaybedip kıpkırmızı Kana büründüğü,
O Kanla bağımsızlığını çizdiği Şanlı bir yol...
Hangisinin parçalanmış vücudu bir karış Vatan toprağından değerliydi,
O Kara toprağıda VATAN yapan MEHMET değilmi...
Vücudunun her zerresi Şarapnel parçasıyla kavrum kavrum yanarken O Nefer!
Dönmeyi biran düşünmediler...
Ölmeye gelmiş Mehmet belli, Makus tarihi son nefesiyle değiştirmeye.
Ardındakileri unutup gelecek büyük Ülkeyi bize hediye edip dirilmeye!.
Uyan ey Halkım Çanakkalede ölen değil Atan!
Ölen Sensin! Sebep onlara layık olamaman.
Hepsi bir Bayrak, bir Hilal, bir Kan
...ve üç tarafı sularla yıkanan Koca Bir VATAN...
|
4.YAZI;
Alıntı:
18 Mart 1915
18 Mart 1915, Türk tarihinde bir askeri ve siyasi başarı olmaktan öte inanç, azim ve yiğitlikle örülmüş bir destanın yaradılış tarihidir. Bu tarih, gerek taarruz gerekse savunma savaşlarının başarılarıyla dolup taşan Türk kahramanlık tarihinin en gurur verici ve en parlak sayfalarından biridir.
Çanakkale Zaferi ile 19. yy sonlarında gittikçe artan, Osmanlı Devleti'nin temellerini sarsan toprak kayıpları ve yenilgiler 1. Dünya Savaşı içinde bir kereliğine de olsa durmuş ve kesin bir kurtuluşun ilk adımları atılmıştır. Çanakkale'nin her karışında kara ve deniz muhabereleriyle o güne kadar süren mücadele, 18 Mart'ta İtilaf Devletlerinin büyük bir donanma kuvvetiyle başlattığı çıkarmanın püskürtülmesi sonucu zafere kazanılmıştır. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün bin bir zorluk ve yoklukla, çağın en gelişmiş devletleri karşısında verdiği bu var oluş kavgası, bir milletin uyanıp şahlanmasının tetikleyicisi olmuş; Milli Mücadele'ye de öncülük etmiştir.
Her yönüyle bir maneviyat hazinesi olan bu harp, hem Türk askerinin cesaretini ve gücünü hem de Türk milletinin fedakârlık ve imanını bir kez daha tüm dünyanın gözleri önüne sermiştir.
Hem gurur ve sevinç hem de üzüntüyle kutladığımız Çanakkale Zaferi'nin 94. yıldönümünde, ölümleriyle bile yıllar ötesine ders olmayı başarmış Çanakkale şehitlerimizi rahmet, minnet ve özlemle yâd ediyor; başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere tüm destan kahramanlarının aziz hatıraları önünde eğilmeyi şeref biliriz.
|
5.YAZI;
Alıntı:
Mektup
Canım kardeşim nasılsın, annem nasıl, hastalığı düzeldimi. Söyle beni merak etmesin, ben burda çok iyiyim. Mektup yazmak için ancak fırsat bulabildim, buraya geleli 3 hafta oldu. ilk geldiğim gün karşımda denizi görünce çok şaşırdım hayatımda ilk kez denizi görüyorum ama henüz yanına gitmek nasip olmadı. Bulunduğumuz tepelerden gece ayın suyun üzerinde ki ışığını seyrediyor, sizleri hayal ediyorum. Bazı geceler Malatyalı İhsan çavuş bizlere kaval çalıyor. Heralde düşmanlarında hoşuna gidiyor ki, onlarda kavalı dinliyor, ateş etmiyorlar. Yeni gelen arkadaşlarımızın bazılarının hala silahı yok, şehit olan arkadaşların silahlarını alıp kullanmak zorundalar. Biz gelmeden önce Hasan onbaşı 4 erat ile düşman mevzilerine gidip 3 makinalı tüfek 2 kasada mermi getirmişler. Bizimde geçen hafta düşman taaruzunda cephanemiz bitmişti mevzilerde yapacak başka birşey kalmadığından geri çekilmek üzereydik, Uzun boylu, sarı saçlı, mavi gözlü bir kumandanımız var isminin sonradan Mustafa Kemal olduğunu öğrendim, birden tepenin başında belirip bizlere seslendi "asker nereye gidiyorsunuz", bizler cephanemizin bittiğini söyleyince gür bir sesle bize dönerek "süngü tak! mevzilere! siper alın!" emrini verdi. Biz bunları yapınca gözlerime inanamamıştım, düşman bizlerin mevzilerde siper aldığını görünce duraksadı, saldırmak yerine onlarda mevzilendiler. Bir süre sesizlik oldu o sürede karargahtan bize cephane gelmesini bekleyebildik. Cephane ile destek kuvvet gelince tekrar bizlere seslendi "askerlerim ben sizlere taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum" dedi. Bunun üzerine komutanın işaretiyle bizlerde siperden fırlayarak Allah Allah nidalarıyla düşmana taaruza geçtik, düşman iyiden iyiye şaşırmıştı mevzilerini bırakarak tekrar sahile doğru koşuyorlarlardı. Eğer o gün o komutan orda olmasaydı belki düşman çok büyük bir zaferle mevzilerimizi ele geçirecek, belkide bir çoğumuzu da şehit edecekti. Ona hepimiz minnettarız.
Dün düşman birlikleri ile bir kaç saatliğine ateşkes yapıldı meydanda yatan şehitlerimizi ve ölen düşman askerlerini kaldırdık. Neredeyse yanyana yerlere gömdük, şimdi düşünüyorumda ölünce yan yana yatan bu insanlar neden yaşarken buralara kadar gelip bizlerle savaşıyorlar, bizlerden ne istiyorlar, bizlerde onlara ait ne olabilir ki?
Canım kardeşim burda Istanbul'dan mektepten gelmiş daha yüzlerinde tüyler bile çıkmamış talebeler var. O kadar şen, o kadar heyecanlılar ki anlatamam. hep bir ağızdan marşlar, zafer türküleri söylüyorlar. İçlerindeki vatan sevgisi yüzlerinde bir ışık gibi parlıyor, belki içlerinde büyük bir kısmı evlerini, ailelerini, sevdiklerini bir daha hiç göremiyecekler ama inan onların bunu düşündüğünü bile hiç sanmıyorum, ne mutlu onlara.
Kardeşim, annemin emaneti sana artık evin büyüğü ve reisi sensin, yaşın küçük biliyorum ama bu savaş bittiğinde bu vatanın sizlere ihtiyacı olacak; Savaşarak canımız pahasına koruduğumuz bu vatan topraklarını, düşmana ve her türlü tehlikeye karşı sizler koruyacak ve yücelteceksiniz. Senden son bir isteğim olacak sana çok bir şey bırakamadım, terziye tamire verdiğim paltomun tamir parasını ödeyip alırsın, olurda ben şahadet mertebesine erersem artık o senindir, geride sizlere bırakacak bir yamalı paltom var ama burda şavaşıp şehit olanların kalanlara emaneti çok büyük bu vatan bizlerden sonra sizlere emanet...
Hakkınızı helal edin
Vatan evladı, Çanakkale şehidi isimsiz bir Mehmetcik
|
Konu Y.B.S. tarafından (04-05-2009 Saat 03:05 PM ) de değiştirilmiştir.
|